Jeopolitik Alanda NATO ve Rusya Savaşı

 rz“Doğu Avrupa’yı yöneten Kalpgah’a; Kalpgah’ı yöneten Dünya Adasına; Dünya Adasını yöneten dünyaya egemen olur.” Halford Mackinder’e ait bu söylem aslında Avrasya’nın dünya yüreği olduğunu her geçtiğimiz gün bir daha ispatlanıyor. Heartland jeopolitik teorisi 20. yüzyılda söylenmesine rağmen henüz doğruluğunu kaybetmemiştir. Mackinder’in düşüncelerinde Doğu Avrupa özel öneme sahiptir. Kalpgah’ın (Heartland) kapısı Batık-Karadeniz berzahıydı. Dünya adası denen mega-kıtanın tam ortasıydı.

1977-1981 arasında ABD başkanı Jimmy Carter’in savunma danışmanlığını yapan Zbigniew Brezinski 1997 yılında yazdığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı eserinde; “Avrasya, Amerika için jeopolitik bir ödüldür, yaklaşık 500 yıl boyunca Avrasyalı güçler ve bu bölgede bölgesel hakimiyet kurarak küresel güç olmaya çalışan uluslar arasındaki kavga dünya siyasetini belirledi, şu anda Amerika Avrasya’da rakipsizdir ve Amerika’nın küresel önceliği Avrasya’daki hakimiyetini ne kadar etkili ve ne kadar süre muhafaza edeceğine doğrudan bağımlıdır” demektedir.

ABD özellikle Soğuk Savaş döneminde bile klassik “Heartland” jeopolitik teorisini prensip tutarak, Sovyetlerle (SSCB) ilgili Avrasiya’nın kalbinde global ölçekte politika yürüttü.

Jeopolitik düşüncelerini ilerleterek Polonya’nın güvenliği üzerinde inşa etmeye çalışan Josef Pilsudski’nin asıl amacı tam da Mackinder’in istediği gibi, yani Almanya ve Rusya’nın yaklaşmasını engellemeye hizmet ediyordu. Prometeciliği ortaya atan Jozef Pilsudski’ye göre bir yandan Baltık, Hazar ve Karadeniz havzaları boyunca Rusya’yı sıkıştırırken, diğer tarafdan Almanya ile Rusya arasında tampon bölge oluşturulacaktır. Bu jeopolitik teoride mühim bir role sahip Polonya ise Almanya ile Rusya arasındaki fay hattının tam ortasındaydı.

Prometecilik 1989 sonrasında yeniden doğdu. Polonya 1999 yılında NATO ve 2004 yılında Avrupa Birliği’ne (AB) katıldı. Rusya-yanlısı ayrılıkçılarla mücadelede Kiev hükümetine en büyük desteği veren Varşova, Orta ve Doğu Avrupa’da NATO askeri varlığının güçlendirilmesi tezini savunuyor. Aslında şu anki Polonya siyasi yönetimi artık Pilsudski mirasına dönmektedir. Bunu kanıtlayacak bir çok olay yaşandı ve kısa zaman içerisinde de farklı farklı şekillerde de yaşanacağı öngörülüyor.

Varşova Zirve Görüşünde alınan Jeopolitik Kararlar

2016 yılının 8-9 temmuz tarihlerinde Polonya’nın baş kenti Varşova’da NATO’nun üst düzey konferansı gerçekleşti. Konferansın gerçek tartışma konusu açıkça söylenmesede asılında detaylar açıktır. Müzakere masasındakı dosyalardan da gözüktüğü gibi konferans’ın odaklandığı bir numaralı sorun Rusya ve onun Batık ülkeleri, aynı zamanda Doğu Avrupa için yaratdığı güvenlik tehdididir. Tabiki, Varşova toplatısına katılan NATO üyesi bölge ülkelerinin asıl amacı Rusya’nın onlara karşı gerçekleştirebilecek her hangi bir tecavüzü önlemek için NATO’dan tam ciddiyyeti ile askeri qaranti (5.madde) talep etmek idi.

“Neden NATO zirve görüşünü Polonya’da düzenledi?” sorusuna birkaç önemli cevap aktarabiliriz. Mesela:

Birincisi, Polonya jeopolitik acıdan tarihi bir misyon taşıyor ve Rusya’ya karşı yaratılmakta olan tampon bölge hattın en tepesinde gelen lider ülkedir. Tarihi jeopolitik çağrılardan çıkış eden ABD sözde Polonya’nı Rusya’dan koruma adına kendi çıkarları, NATO’nun Avrupa’da var oluşu için bu ülkeni kesinlikle kullanmaktadır.

İkincisi, anglo-saxon jeopolitik bakışına göre Polonya Rusya ve Almanya yaklaşmasını önleye bilecek, belke de ilk başda gelen ülkedir. Bunu kanıtlayacak bazı tarihsel jeopolitik teoriler var. Örneğin Halford Mackinder’in “Heartland” teorisi ve bu bakışdan kaynaklanan eski Polonya başkanı Pilsudski’nin ireli sürdüğü “Pilsudski Avrupası, veya Promotecilik” projesi buna kanıtdır.

Üçüncüsü, NATO (ABD) ekonomik yaptırımlarla kapana kısıtılmış Rusya’nın Avrupa enerji pazarına son girişimcilik projesi gibi etiketlenen “Kuzey Akımı-2” projesinin iptalını hedefliyor. Bu doğal gaz projesinin Almanya ve Rusya birliğine hizmet etmesiyle paralel, onun Polonya üzerinden de geçmesi planlanıyordu. 2019 yılına kadar tamamlanması kararlaşdırılan ve 55 milyar kübmetr ötürme kapasitesine sahip “Nord Stream-2” doğal gaz projesi vasıtasıyla ayını zamanda harita üzere Baltık denizinden geçmekle Rusya gazını Almanya’ya ihrac edecektir.

Temmuz 8-9 tarihlerinde geçekleşen üst düzey Varşova (Polonya) NATO zirve görüşünden sonra alınan kararlara göre kısa süre içerisinde 3 NATO taburunun Litvanya, Letonya ve Estonya’ya gönderilcek. Mesela, Polonya’da ABD askerleri olacaksa, Litvanya’da Almanya askerleri olacak. Alınan kararlara bakdığımızda Jeopolitik durum gayet iyi anlaşılıyor. Muhtemelen, Almanya’nı jeostrateji oyuna katmasında ABD’nin asıl hedefi tabiki, yoluna düşmekte olan Almanya ve Rusya ilişkilerini kilitlemekdir. Almanya uzun zamandır Rusya’ya karşı uygulanan ekonomik yaptırımları kaldırmak için kararları etkileyebilecek bazı yollar denemektedir.

Alman hükumeti ABD’nin etkisi ile Rusya karşı ekonomik yaptırımları durdurmasa da, ancak alman şirketleri yeniden Rusya pazarına geri dönmektedirler. 2016 yılının açıklanan rakamlarına göre Rusya ve Almanya arasındaki iş adamlarının yatırdığı bir kaç ekonomik proje tutumu neredeyse 35 milyon euro olmuştur. 2015 yılında ünlü alman firması Bosch Rusya’da 10 milyon dolar değerinde fabrika kurduğunu, 2016 yılında ise, alman şirketi WILO Rusya’da çalışacağını duyurdu. Bundesbank’ın bildirilerine göre 2016 yılının ilk dört ayında sadece Almanya’dan Rusya’ya 1,1 milyar euro değerinde direk finansal yatırım gerçekleşmiştir.

ABD özel istihbarat organizasyonu Stratfor’un  açıkladığı bilgilere göre Polonya Orta ve Doğu Avrupa’da ABD ve NATO’nun Rusya’ya karşı öne sürdüğü siper ülkedir. Ve Polonya sürmekde olan bu enerji savaşlarında, daha net söylemek gerekirse, Avrupa Birliği’nin (AB) enerji güvenliğinde tranzit ülke olarak, hatta Rusya’nın sıkıştırılmasında da önemli çekiye sahip ülke olarak belirlenebilir. Stratfor kesinlike Varşova hükumetinin Rusya’nın Almanya’ya gidicek olan “Nord Stream-2” projesinin karşısını almak için her şey yapacağını söylüyor.

Bilindiği gibi Polonya’nın şu anki yönetimi ABD yanlısıdır ve bu ülkede Amerika Birleşik Devletleri ekonomik ve askeri şekillendirmeyi bizzat kendisi hayat geçirmektedir. Muhtemelen böyle bir durumda Almanya’nın Rusya’ya yaklaşması mümkün olmayacaktır, aynı zamanda Almanya Polonya’nı da kontrolünden çıkarmış olacak.

Nitekim Doğu Avrupa’da yaşanmakta olan ve kısa zaman içerisinde daha da hızlanan jeopolitik değişiklikler, NATO ile Rusya arasında yaşanan jeostrateji ve jeopolitik savaş alanı gibi değerlendirebiliriz. Zira tüm olanları analiz ederek kesinlikle söyleyebiliriz ki, 2016 yılında Avrasya mekanında tarihi “Heartland” teorisinin Rusya’ya karşı sunduğu tampon bölge şartını şu an itibariyle ABD hayat geçirmek için her türlü çaba sarf etmektedir.

 

Faruk Hasanov, Dış Politika Uzmanı (Foreign Policy Analyst)

 

Kaynakça

Brzezinski, Z. (1997) “The Grand Chessboard” (Büyük Satranç Tahtası), Geopolitics, International Politics, s.39.

Bradley, N. (2014) “Geopolitics of Empire: Mackinder’s Heartland Theory and the Containment of Russia” (İmparatorluk jeopolitiği: Mackinder’in Heartland Teorisi ve Rusya muhafazası), 02 April, şuradan ulaşılabilir: https://www.sott.net/article/276668-Geopolitics-of-Empire-Mackinders-Heartland-Theory-and-the-Containment-of-Russia

Scott M. and Alcenat W. (2008) “Revisiting the Pivot: The Influence of Heartland Theory in Great Power Politics” (Büyük Güç Siyasette Heartland Teorisinin Etkisi), 09 May, Macalester College, s. 3-28.

Ismailov, E. and Papava. V. (2012) “The Heartland Theory and the Present-Day Geopolitical Structure of Central Eurasia” (Heartland Teorisi ve Orta Avrasyanın günümüzdeki Jeopolitik Yapısı), 05  July, s. 87.

Rogers, J. (2014) “A letter from Prof. Sir Halford Mackinder to European leaders on Russia’s invasion of Ukraine” (Ukraynanın Rusya işgali ile ilgili Avrupa liderlerine Prof. Sir Halford Mackinder’den bir mektup), 09 March, şuradan ulaşılabilir: http://www.europeangeostrategy.org/2014/03/letter-prof-sir-halford-mackinder-european-leaders-russias-invasion-ukraine/

Stratfor, (2012) “The Geopolitics of Poland’s Evolving Relationships” (Polonya’nın Gelişen İlişkiler Jeopolitiği), Geopolitical Diary. ,21 March, şuradan ulaşılabilir: www.stratfor.com/geopolitical-diary/geopolitics-poland%25E2%2580%2599s-evolving-relationships&num=1&hl=en&gl=az&strip=1&vwsrc=0

  1. Kaplan, R. (2014) “Pilsudski’s Europe” (Pilsudski Avrupası), Stratfor, Global Affairs. ,6 August, şuradan ulaşılabilir: https://www.stratfor.com/weekly/pilsudskis-europe

Niedzwiecki, J. (2016) “Political repression and militarization of Poland” (Siyasi baskı ve Polonya militarizasyonu), Voltaire Network, Varsaw (Poland), 10 June, şuradan ulaşılabilir: http://www.voltairenet.org/article192212.html

Deutsche Mittelstands Nachrichten, (2016) “Trotz Sanktionen: Deutsche Unternehmen bauen Fabriken in Russland” (Yaptırımlara aksi olarak: Alman iş adamları Rusya’da fabrikalar inşaa etmektedirler), 27 Juni, şuradan ulaşılabilir: http://www.deutsche-mittelstands-nachrichten.de/thema/russland/

Deutsche Wirtschafts Nachrichten, (2016) “Das neue Europa: Polen will mehr USA und weniger EU” (Yeni Avrupa: Polonya Avruopa Birliği ile değil, ABD ile daha fazla çalışmak istiyor), 01 Januar, şuradan ulaşılabilir: http://deutsche-wirtschafts-nachrichten.de/2016/01/02/das-neue-europa-polen-will-mehr-usa-und-weniger-eu/

(2009) “Geopolitics and US Middle Eastern Policy: Mackinder and Brzezinski (Jeopolitik ve ABD’nin Orta Doğu Politikası: Mackinder ve Brzezinski), ISN – Managing information, sharing knowledge: International Relations and Security Network, Zurich (Switzerland): Leonhardshalde 21, LEH, s. 2-4.

 

 

 

Reklamlar

Ajanokrasi ve Rusya’yı şirketler üzerinden okumak

kadir1

Bugün Rusya’yla ilgili çok şey konuşabiliriz. Ama öncelikle bir tanım yapmamız ve Rusya’yı enerjiyle tanımlamamız gerek. Rusya dünyada önde gelen diğer ülkelerden farklı olarak gücünü enerji gelirlerine borçludur. Devlet gelirlerinin %50’sinden fazlasını doğalgaz ve petrolden elde eden bir ülkedir.

Bu çok önemli bir nokta… Çünkü Sovyetler yıkıldığı zaman büyük bir askeri güce sahipti. Ama ekonomisi iflas etmişti. Bugün askeri olarak ne kadar güçlü olursa olsun enerji gelirlerine bağımlılığı Rusya’nın yumuşak karnıdır. Rusya’yı sıkıştıranlar bunu kullanırlar mı, tartışılır.

Bir tanım yaptık ve buradan bakarsak Rusya demek Gazprom, Rosneft, Lukoil ve Transneft demek…

Bunlar arasında ön planda Gazprom var. Doğalgazın Volkswagen’i, yani dünyada bir numarası… Volkswagen’i özellikle söyledim çünkü Tayfun Er’in “tesadüf zorunluluğun görünüş biçimlerinden birisidir” sözünü önemsiyorum.

Dünya doğalgaz üretiminin %12’sini yapan bir şirketten bahsediyoruz. 2014 yılında 444 milyar metreküp doğalgaz üreten Gazprom’un 23 trilyon metreküp rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra 35,3 milyon ton petrol üretimi yaptılar.

2007’de Rusya Parlamentosu Gazprom ve Transneft’e kendi özel ordularını oluşturma yetkisi verdi. Yönetiminde Valery Golubev gibi istihbarat kökenlilerin bulunduğu, 400.000 çalışanı olan bir şirket…

Sosyolog ve şimdi Birleşik Rusya Partisi milletvekili olan Olga Kryshtanovskaya önde gelen 1016 siyasi üzerine yaptığı araştırma sonucunda bunların %26 sının geçmişte ordu veya istihbaratta çalıştığını söylemişti. Toplamda %78’inin ise ordu veya istihbarat ile ilişkili yapılarda daha önce görev almış olduğunu ileri sürmüştü[1].

Siyaset bilimi hocası Yevgenia Albats ise 6000 eski istihbarat ajanının devlette etkili pozisyonlarda görev aldığını yazmıştı. Buradan çıkan ikinci tanım: Rusya enerji gelirlerine bağımlılığını güvenlik devleti özelliğiyle bertaraf eden bir ülkedir.

russian-kgb

FSB (eski KGB) aynı zamanda bir okul

Ordu ve istihbarat kökenli olup yönetici elitte yer alan “Silovik”ler arasında Igor Sechin, Sergei Ivanov, Viktor Ivanov, Sergey Shoygu, Sergey Naryshkin gibi isimler var. Tabi en başta Putin…

2008 yılında Alman iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Federal Dairesi başkanı Heinz Fromm Rusya ve Çin’i petrol, doğalgaz ve askeri alanlarda Almanya’da geliştirilen gizli teknolojik bilgileri çalmakla suçlamıştı[2]. Bu olay da bahsettiğimiz yapı ile uyum arz ediyor.

Bunun Sovyet ordu – istihbarat geleneğiyle ilgisi var. Ayrıca bu koşulların güvenlikle ilgili olduğu ve geçmiş tecrübelere bağlı geliştiği de söylenebilir.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra devlet işletmeleri kupon metoduyla özelleştirilmişti. Bu, her Rus vatandaşının ellerindeki kuponlar karşılığında devlet şirketlerine ortak olması anlamına geliyordu. Şirketin üçte biri 1994 yılı itibarıyla 750.000 kişiye ait hale geldi. Hisselerin %15’i şirket çalışanlarınında kalırken devletin payı %40 civarında kalmıştı. Gazprom bu dönemde güçlü bir çete tarafından soyuldu. Viktor Çernomirdin ve şirket CEO’su Rem Viakhirev’in gözetiminde şirketin varlıkları Itera şirketine aktarıldı.

Putin 2000’de devlet başkanı seçildikten sonra o zamanlarda pek tanınmayan birisi olan Medvedev’i şirket yönetim kurulu başkanlığına getirdi. Itera şirketi iflas ettirildi. 2005’te şirketin %10.7’sinin Rosneftegaz’a 7 milyar dolar gibi ucuza denilebilecek bir fiyata satılmasıyla devlet hisse çoğunluğunu ele geçirdi ve bundan sonra Gazprom’daki yabancı hisse sınırı kaldırıldı. Ve bundan sonra “devlet şirketi” olarak iyi yönetildi.

Böyle bir şirketi yönetmek kolay olmasa gerek… Gazprom’un en büyük üretim alanları kutba yakın diyebileceğimiz kuzey bölgesinde, Obi körfezi ve Yamal yarımadasında bulunuyor. En yakın ülkeye 3500 – 4000 km uzaklıkta bir yer… Toplamda ise 160.000 kilometreye yakın ana boru hattına sahipler. Bunlar muazzam rakamlar…

1877’de çizilen bir Avrupa illüstrasyonda Rusya ahtapot olarak resmedilmiş. Bugün boru hatları Rusya için ahtapotun kolları gibi… Rafa kaldırılan Güney Akım (South Stream) boru hattı Bulgaristan’dan geçip Yunanistan üzerinden İtalya’ya, Sırbistan üzerinden de Orta Avrupa’daki hatlara bağlanarak Rusya’nın Ortodoks ve Slav politikalarına katkı sağlayacaktı. Vyborg’tan başlayan Kuzey Akım (Nord Stream) hattı ise doğalgazı doğrudan Almanya’ya ulaştırarak Rus-Alman ittifakını taçlandırmayı başardı. Bugün İngiliz-Hollandalı Shell, Alman E.ON ve Avusturyalı OMV’yle birlikte var olan iki hatta iki tane daha ekliyorlar.

Kuzey Akım’ın inşa ve operasyonu için kurulan Nord Stream AG şirketi İsviçre merkezli… Şirketin CEO’su Doğu Alman istihbarat örgütü Stasi’nin eski ajanı Matthias Warnig. Tesadüf mü? Norveçli araştırmacı Bendik Solum Whist şirketin İsviçre’de kurulmasının ülkedeki bankacılık sektörünün gizlilik sağlama özelliğinden kaynaklandığını söylüyor[3]. Şirketin ortaklar heyeti başkanının eski Alman şansölyesi Schröder olduğu genelde bilinir. 2008’de de eski Finlandiya başbakanı Lipponen’i Finlandiya ile aracılık yapması, işleri kolaylaştırması için danışman yapmışlardı. Bunun başka örneği var mı bilemiyorum.

New_2_DSCF3826

Putin, Schroeder ve Warnig

2014 mayısında Gazprom Çin Petrol Şirketi (CNPC) ile 400 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. 30 yıllık bir dönemi kapsayan anlaşmayla 2018’den başlayarak Çin’e yılda 38 milyar metreküp doğalgaz verecekler.

Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Rosneft de Eylül 2015’te Çin’le 30 milyar dolarlık bir antlaşma yaptı. Yine Rosneft’in Kasım 2015’te kuzey kutbu petrolü için Çin’le ortaklık görüşmeleri yapıldığı açıklandı. Bu projelerin de Kuzey Akım gibi bir fonksiyonu olduğu muhakkak.

Yine geçen kasım ayında, İngiliz BP, Rosneft’in Doğu Sibirya petrol ve doğalgaz sahalarında faaliyet gösteren iştiraki Taas-Yuryakh Neftegazodobycha LLC (Taas) şirketinin yüzde 20 hissesini satın aldı.

Burada üçüncü tanımı yapalım. Enerji hatlarının Avrasya’da oyun kurucu özelliği artıyor.
Peki, Türkiye bütün bu oyunun neresinde? Doğru pozisyon almış mı? Hadiseler oluyor, Güney Akım iptal ediliyor, Türk Akımı var deniliyor. Sonra beklentiler yine değişiyor.
Bir dizi ayrışma ve çatışma var. Burada bir soru daha sormak gerek. En ciddi mücadele kimler arasında? ABD ile Rusya’nın mı? Yahudilerle Hristiyanlar arasında mı? Müslümanlarla mı veya Çin’le mi?
Rusya’yla sorun kuzeyde değil, güney sınırımızda çıktı. Bunun bir geometrisi var. Bir zaman makinesi olsaydı ve yirmi yıl sonrasına gidip geri dönebilseydik bunları cevaplamak daha kolay olurdu. Bunu yapamadığımıza göre bugünü yirmi yıl önce tahmin etmiş adamları okumak gerek. Aklıma Mahir Kaynak’ın bir sözü geliyor. “ABD, Türkiye’yi kaybetmeye razı olabilir mi? Olabilirse mesele yok, o zaman Kürt devletini kurar. Ama biz diyoruz ki, bugünkü şartlar içerisinde ABD, Türkiye’yi kaybettiği zaman büyük savaşta çok gerilemiş konuma gelir” diyor.
Şimdi Rusya Türkiye’ye karşı birtakım tedbirler alıyor. Turizm gelirimiz ayrı bir kalem, Rusya’daki müteahhitlik hizmetleri ayrı bir kalem ama Türkiye öyle veya böyle, en fazla dış ticaret açığı verdiği ülkeden yaptırım görüyor. Doğal olarak bu bizi yeni arayışlara soktu.
Bu esasen Rusya’nın bir tavrı. Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov Rusya 2006’da Ukrayna’nın gazını kestiğinde tepki veren Batı’yı ekonomik bir sorunu siyasileştirmekle suçlamıştı. Gazprom’un sonuçta bir şirket olduğunu ve menfaatini korumasının doğal olduğunu söylemişti. Bugün Rusya’daki Türk şirketleri de sadece iş yapıyorlar. Rusya bu şirketlerin yaptığı işi fazla siyasileştirmeden yaptırımları yumuşatmalıdır.

[1] Russia: Expert Eyes Security Ties Among Siloviki 20.12.2006 http://www.rferl.org/content/article/1073593.html

[2] Analysis: Russia spies on German firms, 16.05.2008, http://www.spacewar.com/reports/Analysis_Russia_spies_on_German_firms_999.html

[3] Solum Whist, Bendik: Nord Stream: Not Just a Pipeline, Fridtjof Nansen Institute http://www.fni.no/pdf/FNI-R1508.pdf

Khodorkovsky Berlin’de ailesiyle buluştu

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov, Mihail Khodorkovsky’nin Rusya’ya dönmekte özgür olduğunu açıkladı. Rossiya 24’ün haberine göre Khodorkovsky’nin Putin’e biri resmi diğeri ise daha geniş ve özel olmak üzere iki mektup yolladı.

Vladimir Putin dün, Mihail Khodorkovsky’nin affedilmesini yönelik talimatı imzalamıştı. Hapis yattığı Kareliya’da bulunan tutukevini terk ederek özel bir uçakla Almanya’ya uçan Khodorkovsky Berlin’de ABD’den gelen oğlu Pavel ile buluştuktan sonra annesi Marina ve babası Boris ile görüştü.

 

hodor468

Erdoğan’la Putin’in St. Petersburg görüşmesi

indirBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye – Rusya 4. Üst Düzey İşbirliği Konseyi toplantısı için gittiği St. Petersburg’da Konstantinovski Sarayı’nda Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmeye Türk tarafından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Çavuşoğlu, Rus tarafından da Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov da katıldı.

Görüşmenin basına açık kısmında yaptığı konuşmada, Putin, Başbakan Erdoğan’ı uzun süre görmediğini belirterek, “Sizinle doğrudan temasımız olmasa da Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiler çok güzel bir şekilde gelişiyor” dedi.

Başbakan Erdoğan 4. Üst Düzey İşbirliği Konseyi toplantısına katılmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, bugünkü görüşmelerde ele alınacak iki ülke ilişkileri ve bölgesel meselelerin çok manidar olacağını söyledi.

Türkiye ve Rusya arasındaki gelişmelerin kıskanılacak bir noktaya geldiğini ve farklı alanlardaki işbirliğinin her geçen gün artarak devam ettiğini ifade eden Erdoğan, askeri, siyasi, ekonomik, kültürel alandaki gelişmelerin devam ettiğini söyledi.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 35 milyar dolara ulaştığını vurgulayan Erdoğan 2020’de iki ülke arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma hedefleri bulunduğunu ifade etti.

Rus Siberbank’ın Türkiye’ye gelmiş olmasının finans alanındaki ilişkileri farklı konuma taşıdığını söyleyen Başbakan Erdoğan, beraberindeki heyette Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürünün de bulunduğunu, muhataplarıyla yapacakları çalışmalarla karşılıklı yatırımlar konusunda geleceğe yönelik persfektifi de ortaya koyacağını söyledi.

Türk firmalarının Rusya’daki toplam yatırım bedelinin 10 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Erdoğan, “İkili görüşmemizde Türkiye – Rusya arasındaki konuları A’dan Z’ye ele alma imkanımız oldu” dedi.

Kültürel alanda Rusya’nın İstanbul’da düzenlediği etkinliğin çok ses getirdiğini, Türkiye’nin de Rusya’da atacakları adımların önemli ses getireceğine inandığını belirten Erdoğan, Rusya Federasyonu’nun Ankara’da bir kültür merkezi kurmasına her türlü desteği vereceklerini, aynı şekilde Türkiye’nin de Moskova’da Yunus Emre Kültür Merkezi kurmak istediğini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, Rusya’dan Türkiye’ye gelen turist sayısının 4 milyona ulaştığına işaret ederek, “Biraz daha gayret edilirse birinci sıraya Rusya’dan gelen dostlarımız çıkacaktır. Bu halklarımızın kaynaşması için çok çok önemli. Temennim odur ki Türkiye’den de Rusya’ya gelen vatandaşlarımın sayısı her geçen gün daha da artsın. Bu kültürel etkinliklerle daha da artacak diye düşünüyorum. Kültür ve Turizm Bakanım da seyahatte bizimle beraber, bu çalışmaları karşılıklı yürüteceklerdir” dedi.

22 Kasım’da Erdoğan ve Putin Buluşuyor

15062013103613-1rsCuma günü Saint Petersburg’ta gerçekleştirilecek olan Rusya-Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin dördüncü toplantısına Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlık edecek. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 35 milyar dolara ulaştığını ifade eden Başbakan, “Söz konusu değeri çok daha yükseklere taşımak için çalışacağız. İkili ticaret faaliyetlerimizde 100 milyar doları hedefliyoruz.” dedi. Erdoğan, 100 milyar rakamına ulaşmak için Rusya ve Türkiye’nin beraber hareket edeceklerini belirterek “iki tarafın görüşlerinde tam bir uyum” olduğu için yüksek hedeflere ulaşmanın zor olmayacağını da vurguladı. Rusya, dış ticaret alanında Türkiye için Almanya’dan sonra ikinci sırada geliyor. Türkiye ise Rusya’nın dış ticaretinde 7. sırada yer alıyor.

Putin: Ukrayna AB ile ortaklık sözleşmesi imzalarsa Gümrük Birliği’ne giremez

Minsk’te gerçekleştirilen Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi Toplantısı sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin basına yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın  Avrupa Birliği ile ortaklık sözleşmesi imzalaması halinde Rusya-Kazakistan ve Belarus’un oluşturduğu Gümrük Birliği’ne girme imkanının bulunmadığını söyledi.

Putin, Ukrayna’nın AB ile anlaşma imzalamasının ardından Ukrayna mallarına kapılarını kapatmayacaklarını, ancak Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyelerinin faydalandığı serbest ticaret ilişkilerinden yararlanmaya devam etmelerinin imkansız olduğunu ifade etti.  Biz piyasamızı korumaya hazırız.” diyen Putin, Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç ile konuyu müzakere ettiklerini kaydetti.

cwrf