Jeopolitik Alanda NATO ve Rusya Savaşı

 rz“Doğu Avrupa’yı yöneten Kalpgah’a; Kalpgah’ı yöneten Dünya Adasına; Dünya Adasını yöneten dünyaya egemen olur.” Halford Mackinder’e ait bu söylem aslında Avrasya’nın dünya yüreği olduğunu her geçtiğimiz gün bir daha ispatlanıyor. Heartland jeopolitik teorisi 20. yüzyılda söylenmesine rağmen henüz doğruluğunu kaybetmemiştir. Mackinder’in düşüncelerinde Doğu Avrupa özel öneme sahiptir. Kalpgah’ın (Heartland) kapısı Batık-Karadeniz berzahıydı. Dünya adası denen mega-kıtanın tam ortasıydı.

1977-1981 arasında ABD başkanı Jimmy Carter’in savunma danışmanlığını yapan Zbigniew Brezinski 1997 yılında yazdığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı eserinde; “Avrasya, Amerika için jeopolitik bir ödüldür, yaklaşık 500 yıl boyunca Avrasyalı güçler ve bu bölgede bölgesel hakimiyet kurarak küresel güç olmaya çalışan uluslar arasındaki kavga dünya siyasetini belirledi, şu anda Amerika Avrasya’da rakipsizdir ve Amerika’nın küresel önceliği Avrasya’daki hakimiyetini ne kadar etkili ve ne kadar süre muhafaza edeceğine doğrudan bağımlıdır” demektedir.

ABD özellikle Soğuk Savaş döneminde bile klassik “Heartland” jeopolitik teorisini prensip tutarak, Sovyetlerle (SSCB) ilgili Avrasiya’nın kalbinde global ölçekte politika yürüttü.

Jeopolitik düşüncelerini ilerleterek Polonya’nın güvenliği üzerinde inşa etmeye çalışan Josef Pilsudski’nin asıl amacı tam da Mackinder’in istediği gibi, yani Almanya ve Rusya’nın yaklaşmasını engellemeye hizmet ediyordu. Prometeciliği ortaya atan Jozef Pilsudski’ye göre bir yandan Baltık, Hazar ve Karadeniz havzaları boyunca Rusya’yı sıkıştırırken, diğer tarafdan Almanya ile Rusya arasında tampon bölge oluşturulacaktır. Bu jeopolitik teoride mühim bir role sahip Polonya ise Almanya ile Rusya arasındaki fay hattının tam ortasındaydı.

Prometecilik 1989 sonrasında yeniden doğdu. Polonya 1999 yılında NATO ve 2004 yılında Avrupa Birliği’ne (AB) katıldı. Rusya-yanlısı ayrılıkçılarla mücadelede Kiev hükümetine en büyük desteği veren Varşova, Orta ve Doğu Avrupa’da NATO askeri varlığının güçlendirilmesi tezini savunuyor. Aslında şu anki Polonya siyasi yönetimi artık Pilsudski mirasına dönmektedir. Bunu kanıtlayacak bir çok olay yaşandı ve kısa zaman içerisinde de farklı farklı şekillerde de yaşanacağı öngörülüyor.

Varşova Zirve Görüşünde alınan Jeopolitik Kararlar

2016 yılının 8-9 temmuz tarihlerinde Polonya’nın baş kenti Varşova’da NATO’nun üst düzey konferansı gerçekleşti. Konferansın gerçek tartışma konusu açıkça söylenmesede asılında detaylar açıktır. Müzakere masasındakı dosyalardan da gözüktüğü gibi konferans’ın odaklandığı bir numaralı sorun Rusya ve onun Batık ülkeleri, aynı zamanda Doğu Avrupa için yaratdığı güvenlik tehdididir. Tabiki, Varşova toplatısına katılan NATO üyesi bölge ülkelerinin asıl amacı Rusya’nın onlara karşı gerçekleştirebilecek her hangi bir tecavüzü önlemek için NATO’dan tam ciddiyyeti ile askeri qaranti (5.madde) talep etmek idi.

“Neden NATO zirve görüşünü Polonya’da düzenledi?” sorusuna birkaç önemli cevap aktarabiliriz. Mesela:

Birincisi, Polonya jeopolitik acıdan tarihi bir misyon taşıyor ve Rusya’ya karşı yaratılmakta olan tampon bölge hattın en tepesinde gelen lider ülkedir. Tarihi jeopolitik çağrılardan çıkış eden ABD sözde Polonya’nı Rusya’dan koruma adına kendi çıkarları, NATO’nun Avrupa’da var oluşu için bu ülkeni kesinlikle kullanmaktadır.

İkincisi, anglo-saxon jeopolitik bakışına göre Polonya Rusya ve Almanya yaklaşmasını önleye bilecek, belke de ilk başda gelen ülkedir. Bunu kanıtlayacak bazı tarihsel jeopolitik teoriler var. Örneğin Halford Mackinder’in “Heartland” teorisi ve bu bakışdan kaynaklanan eski Polonya başkanı Pilsudski’nin ireli sürdüğü “Pilsudski Avrupası, veya Promotecilik” projesi buna kanıtdır.

Üçüncüsü, NATO (ABD) ekonomik yaptırımlarla kapana kısıtılmış Rusya’nın Avrupa enerji pazarına son girişimcilik projesi gibi etiketlenen “Kuzey Akımı-2” projesinin iptalını hedefliyor. Bu doğal gaz projesinin Almanya ve Rusya birliğine hizmet etmesiyle paralel, onun Polonya üzerinden de geçmesi planlanıyordu. 2019 yılına kadar tamamlanması kararlaşdırılan ve 55 milyar kübmetr ötürme kapasitesine sahip “Nord Stream-2” doğal gaz projesi vasıtasıyla ayını zamanda harita üzere Baltık denizinden geçmekle Rusya gazını Almanya’ya ihrac edecektir.

Temmuz 8-9 tarihlerinde geçekleşen üst düzey Varşova (Polonya) NATO zirve görüşünden sonra alınan kararlara göre kısa süre içerisinde 3 NATO taburunun Litvanya, Letonya ve Estonya’ya gönderilcek. Mesela, Polonya’da ABD askerleri olacaksa, Litvanya’da Almanya askerleri olacak. Alınan kararlara bakdığımızda Jeopolitik durum gayet iyi anlaşılıyor. Muhtemelen, Almanya’nı jeostrateji oyuna katmasında ABD’nin asıl hedefi tabiki, yoluna düşmekte olan Almanya ve Rusya ilişkilerini kilitlemekdir. Almanya uzun zamandır Rusya’ya karşı uygulanan ekonomik yaptırımları kaldırmak için kararları etkileyebilecek bazı yollar denemektedir.

Alman hükumeti ABD’nin etkisi ile Rusya karşı ekonomik yaptırımları durdurmasa da, ancak alman şirketleri yeniden Rusya pazarına geri dönmektedirler. 2016 yılının açıklanan rakamlarına göre Rusya ve Almanya arasındaki iş adamlarının yatırdığı bir kaç ekonomik proje tutumu neredeyse 35 milyon euro olmuştur. 2015 yılında ünlü alman firması Bosch Rusya’da 10 milyon dolar değerinde fabrika kurduğunu, 2016 yılında ise, alman şirketi WILO Rusya’da çalışacağını duyurdu. Bundesbank’ın bildirilerine göre 2016 yılının ilk dört ayında sadece Almanya’dan Rusya’ya 1,1 milyar euro değerinde direk finansal yatırım gerçekleşmiştir.

ABD özel istihbarat organizasyonu Stratfor’un  açıkladığı bilgilere göre Polonya Orta ve Doğu Avrupa’da ABD ve NATO’nun Rusya’ya karşı öne sürdüğü siper ülkedir. Ve Polonya sürmekde olan bu enerji savaşlarında, daha net söylemek gerekirse, Avrupa Birliği’nin (AB) enerji güvenliğinde tranzit ülke olarak, hatta Rusya’nın sıkıştırılmasında da önemli çekiye sahip ülke olarak belirlenebilir. Stratfor kesinlike Varşova hükumetinin Rusya’nın Almanya’ya gidicek olan “Nord Stream-2” projesinin karşısını almak için her şey yapacağını söylüyor.

Bilindiği gibi Polonya’nın şu anki yönetimi ABD yanlısıdır ve bu ülkede Amerika Birleşik Devletleri ekonomik ve askeri şekillendirmeyi bizzat kendisi hayat geçirmektedir. Muhtemelen böyle bir durumda Almanya’nın Rusya’ya yaklaşması mümkün olmayacaktır, aynı zamanda Almanya Polonya’nı da kontrolünden çıkarmış olacak.

Nitekim Doğu Avrupa’da yaşanmakta olan ve kısa zaman içerisinde daha da hızlanan jeopolitik değişiklikler, NATO ile Rusya arasında yaşanan jeostrateji ve jeopolitik savaş alanı gibi değerlendirebiliriz. Zira tüm olanları analiz ederek kesinlikle söyleyebiliriz ki, 2016 yılında Avrasya mekanında tarihi “Heartland” teorisinin Rusya’ya karşı sunduğu tampon bölge şartını şu an itibariyle ABD hayat geçirmek için her türlü çaba sarf etmektedir.

 

Faruk Hasanov, Dış Politika Uzmanı (Foreign Policy Analyst)

 

Kaynakça

Brzezinski, Z. (1997) “The Grand Chessboard” (Büyük Satranç Tahtası), Geopolitics, International Politics, s.39.

Bradley, N. (2014) “Geopolitics of Empire: Mackinder’s Heartland Theory and the Containment of Russia” (İmparatorluk jeopolitiği: Mackinder’in Heartland Teorisi ve Rusya muhafazası), 02 April, şuradan ulaşılabilir: https://www.sott.net/article/276668-Geopolitics-of-Empire-Mackinders-Heartland-Theory-and-the-Containment-of-Russia

Scott M. and Alcenat W. (2008) “Revisiting the Pivot: The Influence of Heartland Theory in Great Power Politics” (Büyük Güç Siyasette Heartland Teorisinin Etkisi), 09 May, Macalester College, s. 3-28.

Ismailov, E. and Papava. V. (2012) “The Heartland Theory and the Present-Day Geopolitical Structure of Central Eurasia” (Heartland Teorisi ve Orta Avrasyanın günümüzdeki Jeopolitik Yapısı), 05  July, s. 87.

Rogers, J. (2014) “A letter from Prof. Sir Halford Mackinder to European leaders on Russia’s invasion of Ukraine” (Ukraynanın Rusya işgali ile ilgili Avrupa liderlerine Prof. Sir Halford Mackinder’den bir mektup), 09 March, şuradan ulaşılabilir: http://www.europeangeostrategy.org/2014/03/letter-prof-sir-halford-mackinder-european-leaders-russias-invasion-ukraine/

Stratfor, (2012) “The Geopolitics of Poland’s Evolving Relationships” (Polonya’nın Gelişen İlişkiler Jeopolitiği), Geopolitical Diary. ,21 March, şuradan ulaşılabilir: www.stratfor.com/geopolitical-diary/geopolitics-poland%25E2%2580%2599s-evolving-relationships&num=1&hl=en&gl=az&strip=1&vwsrc=0

  1. Kaplan, R. (2014) “Pilsudski’s Europe” (Pilsudski Avrupası), Stratfor, Global Affairs. ,6 August, şuradan ulaşılabilir: https://www.stratfor.com/weekly/pilsudskis-europe

Niedzwiecki, J. (2016) “Political repression and militarization of Poland” (Siyasi baskı ve Polonya militarizasyonu), Voltaire Network, Varsaw (Poland), 10 June, şuradan ulaşılabilir: http://www.voltairenet.org/article192212.html

Deutsche Mittelstands Nachrichten, (2016) “Trotz Sanktionen: Deutsche Unternehmen bauen Fabriken in Russland” (Yaptırımlara aksi olarak: Alman iş adamları Rusya’da fabrikalar inşaa etmektedirler), 27 Juni, şuradan ulaşılabilir: http://www.deutsche-mittelstands-nachrichten.de/thema/russland/

Deutsche Wirtschafts Nachrichten, (2016) “Das neue Europa: Polen will mehr USA und weniger EU” (Yeni Avrupa: Polonya Avruopa Birliği ile değil, ABD ile daha fazla çalışmak istiyor), 01 Januar, şuradan ulaşılabilir: http://deutsche-wirtschafts-nachrichten.de/2016/01/02/das-neue-europa-polen-will-mehr-usa-und-weniger-eu/

(2009) “Geopolitics and US Middle Eastern Policy: Mackinder and Brzezinski (Jeopolitik ve ABD’nin Orta Doğu Politikası: Mackinder ve Brzezinski), ISN – Managing information, sharing knowledge: International Relations and Security Network, Zurich (Switzerland): Leonhardshalde 21, LEH, s. 2-4.

 

 

 

Reklamlar

Ajanokrasi ve Rusya’yı şirketler üzerinden okumak

kadir1

Bugün Rusya’yla ilgili çok şey konuşabiliriz. Ama öncelikle bir tanım yapmamız ve Rusya’yı enerjiyle tanımlamamız gerek. Rusya dünyada önde gelen diğer ülkelerden farklı olarak gücünü enerji gelirlerine borçludur. Devlet gelirlerinin %50’sinden fazlasını doğalgaz ve petrolden elde eden bir ülkedir.

Bu çok önemli bir nokta… Çünkü Sovyetler yıkıldığı zaman büyük bir askeri güce sahipti. Ama ekonomisi iflas etmişti. Bugün askeri olarak ne kadar güçlü olursa olsun enerji gelirlerine bağımlılığı Rusya’nın yumuşak karnıdır. Rusya’yı sıkıştıranlar bunu kullanırlar mı, tartışılır.

Bir tanım yaptık ve buradan bakarsak Rusya demek Gazprom, Rosneft, Lukoil ve Transneft demek…

Bunlar arasında ön planda Gazprom var. Doğalgazın Volkswagen’i, yani dünyada bir numarası… Volkswagen’i özellikle söyledim çünkü Tayfun Er’in “tesadüf zorunluluğun görünüş biçimlerinden birisidir” sözünü önemsiyorum.

Dünya doğalgaz üretiminin %12’sini yapan bir şirketten bahsediyoruz. 2014 yılında 444 milyar metreküp doğalgaz üreten Gazprom’un 23 trilyon metreküp rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra 35,3 milyon ton petrol üretimi yaptılar.

2007’de Rusya Parlamentosu Gazprom ve Transneft’e kendi özel ordularını oluşturma yetkisi verdi. Yönetiminde Valery Golubev gibi istihbarat kökenlilerin bulunduğu, 400.000 çalışanı olan bir şirket…

Sosyolog ve şimdi Birleşik Rusya Partisi milletvekili olan Olga Kryshtanovskaya önde gelen 1016 siyasi üzerine yaptığı araştırma sonucunda bunların %26 sının geçmişte ordu veya istihbaratta çalıştığını söylemişti. Toplamda %78’inin ise ordu veya istihbarat ile ilişkili yapılarda daha önce görev almış olduğunu ileri sürmüştü[1].

Siyaset bilimi hocası Yevgenia Albats ise 6000 eski istihbarat ajanının devlette etkili pozisyonlarda görev aldığını yazmıştı. Buradan çıkan ikinci tanım: Rusya enerji gelirlerine bağımlılığını güvenlik devleti özelliğiyle bertaraf eden bir ülkedir.

russian-kgb

FSB (eski KGB) aynı zamanda bir okul

Ordu ve istihbarat kökenli olup yönetici elitte yer alan “Silovik”ler arasında Igor Sechin, Sergei Ivanov, Viktor Ivanov, Sergey Shoygu, Sergey Naryshkin gibi isimler var. Tabi en başta Putin…

2008 yılında Alman iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Federal Dairesi başkanı Heinz Fromm Rusya ve Çin’i petrol, doğalgaz ve askeri alanlarda Almanya’da geliştirilen gizli teknolojik bilgileri çalmakla suçlamıştı[2]. Bu olay da bahsettiğimiz yapı ile uyum arz ediyor.

Bunun Sovyet ordu – istihbarat geleneğiyle ilgisi var. Ayrıca bu koşulların güvenlikle ilgili olduğu ve geçmiş tecrübelere bağlı geliştiği de söylenebilir.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra devlet işletmeleri kupon metoduyla özelleştirilmişti. Bu, her Rus vatandaşının ellerindeki kuponlar karşılığında devlet şirketlerine ortak olması anlamına geliyordu. Şirketin üçte biri 1994 yılı itibarıyla 750.000 kişiye ait hale geldi. Hisselerin %15’i şirket çalışanlarınında kalırken devletin payı %40 civarında kalmıştı. Gazprom bu dönemde güçlü bir çete tarafından soyuldu. Viktor Çernomirdin ve şirket CEO’su Rem Viakhirev’in gözetiminde şirketin varlıkları Itera şirketine aktarıldı.

Putin 2000’de devlet başkanı seçildikten sonra o zamanlarda pek tanınmayan birisi olan Medvedev’i şirket yönetim kurulu başkanlığına getirdi. Itera şirketi iflas ettirildi. 2005’te şirketin %10.7’sinin Rosneftegaz’a 7 milyar dolar gibi ucuza denilebilecek bir fiyata satılmasıyla devlet hisse çoğunluğunu ele geçirdi ve bundan sonra Gazprom’daki yabancı hisse sınırı kaldırıldı. Ve bundan sonra “devlet şirketi” olarak iyi yönetildi.

Böyle bir şirketi yönetmek kolay olmasa gerek… Gazprom’un en büyük üretim alanları kutba yakın diyebileceğimiz kuzey bölgesinde, Obi körfezi ve Yamal yarımadasında bulunuyor. En yakın ülkeye 3500 – 4000 km uzaklıkta bir yer… Toplamda ise 160.000 kilometreye yakın ana boru hattına sahipler. Bunlar muazzam rakamlar…

1877’de çizilen bir Avrupa illüstrasyonda Rusya ahtapot olarak resmedilmiş. Bugün boru hatları Rusya için ahtapotun kolları gibi… Rafa kaldırılan Güney Akım (South Stream) boru hattı Bulgaristan’dan geçip Yunanistan üzerinden İtalya’ya, Sırbistan üzerinden de Orta Avrupa’daki hatlara bağlanarak Rusya’nın Ortodoks ve Slav politikalarına katkı sağlayacaktı. Vyborg’tan başlayan Kuzey Akım (Nord Stream) hattı ise doğalgazı doğrudan Almanya’ya ulaştırarak Rus-Alman ittifakını taçlandırmayı başardı. Bugün İngiliz-Hollandalı Shell, Alman E.ON ve Avusturyalı OMV’yle birlikte var olan iki hatta iki tane daha ekliyorlar.

Kuzey Akım’ın inşa ve operasyonu için kurulan Nord Stream AG şirketi İsviçre merkezli… Şirketin CEO’su Doğu Alman istihbarat örgütü Stasi’nin eski ajanı Matthias Warnig. Tesadüf mü? Norveçli araştırmacı Bendik Solum Whist şirketin İsviçre’de kurulmasının ülkedeki bankacılık sektörünün gizlilik sağlama özelliğinden kaynaklandığını söylüyor[3]. Şirketin ortaklar heyeti başkanının eski Alman şansölyesi Schröder olduğu genelde bilinir. 2008’de de eski Finlandiya başbakanı Lipponen’i Finlandiya ile aracılık yapması, işleri kolaylaştırması için danışman yapmışlardı. Bunun başka örneği var mı bilemiyorum.

New_2_DSCF3826

Putin, Schroeder ve Warnig

2014 mayısında Gazprom Çin Petrol Şirketi (CNPC) ile 400 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. 30 yıllık bir dönemi kapsayan anlaşmayla 2018’den başlayarak Çin’e yılda 38 milyar metreküp doğalgaz verecekler.

Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Rosneft de Eylül 2015’te Çin’le 30 milyar dolarlık bir antlaşma yaptı. Yine Rosneft’in Kasım 2015’te kuzey kutbu petrolü için Çin’le ortaklık görüşmeleri yapıldığı açıklandı. Bu projelerin de Kuzey Akım gibi bir fonksiyonu olduğu muhakkak.

Yine geçen kasım ayında, İngiliz BP, Rosneft’in Doğu Sibirya petrol ve doğalgaz sahalarında faaliyet gösteren iştiraki Taas-Yuryakh Neftegazodobycha LLC (Taas) şirketinin yüzde 20 hissesini satın aldı.

Burada üçüncü tanımı yapalım. Enerji hatlarının Avrasya’da oyun kurucu özelliği artıyor.
Peki, Türkiye bütün bu oyunun neresinde? Doğru pozisyon almış mı? Hadiseler oluyor, Güney Akım iptal ediliyor, Türk Akımı var deniliyor. Sonra beklentiler yine değişiyor.
Bir dizi ayrışma ve çatışma var. Burada bir soru daha sormak gerek. En ciddi mücadele kimler arasında? ABD ile Rusya’nın mı? Yahudilerle Hristiyanlar arasında mı? Müslümanlarla mı veya Çin’le mi?
Rusya’yla sorun kuzeyde değil, güney sınırımızda çıktı. Bunun bir geometrisi var. Bir zaman makinesi olsaydı ve yirmi yıl sonrasına gidip geri dönebilseydik bunları cevaplamak daha kolay olurdu. Bunu yapamadığımıza göre bugünü yirmi yıl önce tahmin etmiş adamları okumak gerek. Aklıma Mahir Kaynak’ın bir sözü geliyor. “ABD, Türkiye’yi kaybetmeye razı olabilir mi? Olabilirse mesele yok, o zaman Kürt devletini kurar. Ama biz diyoruz ki, bugünkü şartlar içerisinde ABD, Türkiye’yi kaybettiği zaman büyük savaşta çok gerilemiş konuma gelir” diyor.
Şimdi Rusya Türkiye’ye karşı birtakım tedbirler alıyor. Turizm gelirimiz ayrı bir kalem, Rusya’daki müteahhitlik hizmetleri ayrı bir kalem ama Türkiye öyle veya böyle, en fazla dış ticaret açığı verdiği ülkeden yaptırım görüyor. Doğal olarak bu bizi yeni arayışlara soktu.
Bu esasen Rusya’nın bir tavrı. Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov Rusya 2006’da Ukrayna’nın gazını kestiğinde tepki veren Batı’yı ekonomik bir sorunu siyasileştirmekle suçlamıştı. Gazprom’un sonuçta bir şirket olduğunu ve menfaatini korumasının doğal olduğunu söylemişti. Bugün Rusya’daki Türk şirketleri de sadece iş yapıyorlar. Rusya bu şirketlerin yaptığı işi fazla siyasileştirmeden yaptırımları yumuşatmalıdır.

[1] Russia: Expert Eyes Security Ties Among Siloviki 20.12.2006 http://www.rferl.org/content/article/1073593.html

[2] Analysis: Russia spies on German firms, 16.05.2008, http://www.spacewar.com/reports/Analysis_Russia_spies_on_German_firms_999.html

[3] Solum Whist, Bendik: Nord Stream: Not Just a Pipeline, Fridtjof Nansen Institute http://www.fni.no/pdf/FNI-R1508.pdf

AB Ukrayna’da Proaktif Olamadı

kadir1Ukrayna adı genel bir kabulle “sınır ülkesi” anlamına geliyor ve bugünlerde bu anlamla örtüşen hüviyette bir güç mücadelesine sahne oluyor. Halk gerek siyasi, gerek coğrafi olarak önemli bir kutuplaşma içerisinde. Batıdan uzaklaşma olarak değerlendirilen siyasi kararlar bir kanatta yoğun bir endişeyle karşılandı ve kitlesel eylemlere dönüştü.

Önce Ukrayna’da 2004 yılı sonunda gerçekleşen “Turuncu Devrim”i hatırlayalım. Seçimlere hile karıştığı gerekçesiyle geniş katılımlı protesto gösterileri düzenlenmiş ve yenilenen seçimin sonucunda Viktor Yuşenko cumhurbaşkanı seçilmişti.

Viktor Yuşenko o dönemde dioxin türevi olan “TCDD” ile zehirlenmişti; hayatta kalıp cumhurbaşkanı seçildi. Turuncular AB ve NATO üyeliğini telaffuz ediyordu. Bu da Rusya’yı oldukça fazla rahatsız etti. Rusya ekonomi ve enerji kartlarını kullandı; Ukrayna’ya sevk ettiği doğalgazı 2006, 2008 ve 2009’da kesti.

Turuncu Devrim’in diğer bir lideri başbakanlık da yapan Yulya Timoşenko’ydu. Timoşenko siyasetin yolsuzluktan ari olmadığı bir coğrafyada 2011 yılında Rusya ile 2009’daki 10 yıllık doğalgaz anlaşmasında yolsuzluk yapmaktan suçlanıp 7 yıl hapis cezası aldı.

Geniş katılımlı protesto gösterileri son on yılda dünyada gerçek bir domino etkisi yarattı. Çoğu ülkede önemli siyasal sonuçlar doğurdu. Putin ise haklı olarak kitle gösterilerine hiçbir zaman iyi gözle bakmadı. 2011’in sonunda Rusya’da gerçekleşen gösterilerin arkasında Viktor Yuşenko’nun danışmanlarının bulunduğunu iddia etti. Bunların “Turuncu Devrim”i Rusya’ya taşımak istediğini söyledi[1].

Geçen kasım ayında Ukrayna AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmalarını imzalayacak, ama Putin Ukrayna’nın AB ile anlaşma imzalanması durumunda Rusya’nın Ukrayna mallarına karşı önlemler alacağını açıklıyor. Bundan sonra Ukrayna AB ile yapılacak antlaşmayı askıya aldı ve olaylar patlak verdi. Muhalefet, haftalarca başkent Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda Yuşenko’dan sonra Cumhurbaşkanı seçilen Yanukoviç’in istifası ve seçim talebiyle eylem yaptı.

Turuncuların karşısında yer alan Yanukoviç NATO üyeliğini telaffuz etmemişti. Ama ekonomisinde ciddi zafiyetler olan; Rusya’ya enerji bağımlılığı bulunan bu Ukrayna Batı’yla ilişkilerini geliştirmek de istiyordu. Son süreçte Yanukoviç Ukrayna’nın dönüşümü için yeterli ekonomik desteği sağlamadıkları için AB liderlerine sitemde bulunmuştu. Anlaşmayı Rusya’nın baskısıyla imzalamadığını da ifade etti.

Öte kanatta, Rusya ekonomik yönden güçlendikçe etki alanını genişletmeye çalışıyor. Bu güçlü Rusya; Belarus ve Kazakistan’ın da üye olduğu Gümrük Birliğine Ukrayna’nın da dâhil olmasını istedi. Rusya bu gümrük birliğini daha da genişletme ve derinleştirme niyetinde ve Ukrayna’nın katılımını bu aşamada önemsiyor. Bu açıdan protestolar yüzünden istifa eden Azarov hükümetinin yerine kimin, daha doğrusu kimlerin geleceği önem kazandı. Rusya, Ukrayna’da yeni kurulacak hükümetin yönelimi belli oluncaya kadar 15 milyar dolarlık kredi ve doğalgazda Rusya, Ukrayna’ya sattığı bin metreküp doğalgazın fiyatını 400 dolar’dan 268.5 dolara indiren anlaşmaları askıya aldı. Bu anlaşmayla 2009’da Timoşenko’nun imza attığı tartışmalı koşullar düzeltilecekti.

Sonuç olarak Ukrayna on yıl öncesine göre çok daha kaotik. Ülkede kutuplaşmanın coğrafi keskinliğinin yol açabileceği bölünme ihtimali konuşuluyor. Ekonomideki zayıf tablo ve Rusya ile dış ticaret hacmi, batı yönelimli siyaseti kısıtlamaya devam edecek. Rusya bu çerçevede önemli bir avantaja sahip bulunuyor. Ukrayna’nın önemli aktör olarak yer aldığı “Doğu Ortaklığı” programını güçlendirmekte zorlanan ve son olaylarda daha net görüldüğü üzere proaktif olamayan AB’nin problem çözme karnesi de Moskova’nın lehine bir görüntü oluşturuyor.

ukraine610-1Coğrafi kutuplaşma: Sarı bölgeler ülkede Rusça’nın anadil olmadığı bölgeleri gösteriyor. Harita: WP)

[1] Putin calls ‘color revolutions’ an instrument of destabilization, Kyiv Post, 15 Aralık 2011
http://www.kyivpost.com/content/russia-and-former-soviet-union/putin-calls-color-revolutions-an-instrument-of-des-118993.html Erişim tarihi 12.02.2014

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigori Karasin Ankara’da

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigori Karasin Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile bir araya gelecek. Konu ile ilgili Dışişleri Bakanlığı’ndan şu açıklama yapıldı:

“Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki düzenli temas ve istişarelerin devamı olarak, Sayın Müsteşarımız ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Devlet Sekreteri Grigory Karasin arasında, 5 Şubat 2014 tarihinde Ankara’da Avrasya istişareleri gerçekleştirilecektir.

İstişareler vesilesiyle, Güney Kafkasya ve Orta Asya odaklı gelişmelerin ele alınması ve Avrasya’da işbirliği imkânlarının gözden geçirilmesi öngörülmektedir.”

Resim

ABD, Rusya ile İran arasındaki anlaşmadan endişe duyuyor

imagesRusya ile İran’ın takas anlaşması imzalaması için yapılan görüşmelerle ilgili olarak Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden “Biz bu mutabakatlardan endişe duyuyoruz. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry pazartesi günü Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a endişelerimizi iletti” şeklinde konuştu.

Cuma günü medyada Moskova ile Tahran’ın takas şeklinde Rusya tarafından günde 500 bin varile kadar varan İran petrolü alımı için görüşmeler gerçekleştirdiği şeklinde haberler çıkmıştı. Bu bilgilere göre, Rusya da İran’a Rusya yapımı mal sevk edecek. Bu satışın aylık 1.5 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.

 

Rusya, Polonya sınırına 500 km menzilli füzeler yerleştirdi

Iskander-460_786928c

Rusya Savunma Bakanlığı, AB sınırına yakın bir bölgede çok sayıda ‘Iskander’ füze sistemi yerleştirildiği yönündeki haberi doğruladı. Bakanlık sözcüsü füze sistemlerinin batı askeri bölgesinde konuşlandırıldıklarını söylerken nükleer başlık da kullanılabilen füze sistemlerinin yerleştirilmesine karşı Polonya ve Baltık ülkeleri tepki göstererek endişelerini dile getiriyor.

Alman gazetesi ‘Bild’e göre, son 12 ay içinde yaklaşık 10 Iskander füze sistemi Kaliningrad’da konuşlandırıldı. Iskander füzeleri yaklaşık 500 km menzile sahip.

Polonya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, Rusya’nın bu konuya bir açıklama getirmediği ve gelişmenin tüm NATO’yu ilgilendiren bir konu olarak bilgilendirmeyi ve tepki göstermeyi gerektirdiği belirtildi. Litvanya Savunma Bakanı Artis Pabriks, AB sınırındaki gelişmeyi ‘alarm verici bir yenilik’ olarak adlandırarak, füzelerinin yerleştirilmesinin NATO ile Rusya arasındaki güç dengesini değiştirmemekle birlikte bölgede orantıyı bozduğunu söyledi.

Estonya Savunma Bakanı Urmas Reinsalu da endişelerini dile getirerek, Rus Federasyonunun bölgedeki askeri kapasitesini genişletmek için attığı her adımın rahatsız edici bir gelişme olduğunu kaydetti. Ayrıca Amerikan Dışişleri Bakanlık sözcüsü Marie Harf, komşu ülkelerin konuyla ilgili endişelerinin de Moskova’ya iletildiğini açıkladı.

Rusya daha önce NATO’nun Avrupa’da füze kalkanı kurma projesine karşı defalarca tepki göstererek, buna karşın Kaliningrad’a füze sistemleri yerleştireceğini belirtmişti.