Ajanokrasi ve Rusya’yı şirketler üzerinden okumak

kadir1

Bugün Rusya’yla ilgili çok şey konuşabiliriz. Ama öncelikle bir tanım yapmamız ve Rusya’yı enerjiyle tanımlamamız gerek. Rusya dünyada önde gelen diğer ülkelerden farklı olarak gücünü enerji gelirlerine borçludur. Devlet gelirlerinin %50’sinden fazlasını doğalgaz ve petrolden elde eden bir ülkedir.

Bu çok önemli bir nokta… Çünkü Sovyetler yıkıldığı zaman büyük bir askeri güce sahipti. Ama ekonomisi iflas etmişti. Bugün askeri olarak ne kadar güçlü olursa olsun enerji gelirlerine bağımlılığı Rusya’nın yumuşak karnıdır. Rusya’yı sıkıştıranlar bunu kullanırlar mı, tartışılır.

Bir tanım yaptık ve buradan bakarsak Rusya demek Gazprom, Rosneft, Lukoil ve Transneft demek…

Bunlar arasında ön planda Gazprom var. Doğalgazın Volkswagen’i, yani dünyada bir numarası… Volkswagen’i özellikle söyledim çünkü Tayfun Er’in “tesadüf zorunluluğun görünüş biçimlerinden birisidir” sözünü önemsiyorum.

Dünya doğalgaz üretiminin %12’sini yapan bir şirketten bahsediyoruz. 2014 yılında 444 milyar metreküp doğalgaz üreten Gazprom’un 23 trilyon metreküp rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra 35,3 milyon ton petrol üretimi yaptılar.

2007’de Rusya Parlamentosu Gazprom ve Transneft’e kendi özel ordularını oluşturma yetkisi verdi. Yönetiminde Valery Golubev gibi istihbarat kökenlilerin bulunduğu, 400.000 çalışanı olan bir şirket…

Sosyolog ve şimdi Birleşik Rusya Partisi milletvekili olan Olga Kryshtanovskaya önde gelen 1016 siyasi üzerine yaptığı araştırma sonucunda bunların %26 sının geçmişte ordu veya istihbaratta çalıştığını söylemişti. Toplamda %78’inin ise ordu veya istihbarat ile ilişkili yapılarda daha önce görev almış olduğunu ileri sürmüştü[1].

Siyaset bilimi hocası Yevgenia Albats ise 6000 eski istihbarat ajanının devlette etkili pozisyonlarda görev aldığını yazmıştı. Buradan çıkan ikinci tanım: Rusya enerji gelirlerine bağımlılığını güvenlik devleti özelliğiyle bertaraf eden bir ülkedir.

russian-kgb

FSB (eski KGB) aynı zamanda bir okul

Ordu ve istihbarat kökenli olup yönetici elitte yer alan “Silovik”ler arasında Igor Sechin, Sergei Ivanov, Viktor Ivanov, Sergey Shoygu, Sergey Naryshkin gibi isimler var. Tabi en başta Putin…

2008 yılında Alman iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Federal Dairesi başkanı Heinz Fromm Rusya ve Çin’i petrol, doğalgaz ve askeri alanlarda Almanya’da geliştirilen gizli teknolojik bilgileri çalmakla suçlamıştı[2]. Bu olay da bahsettiğimiz yapı ile uyum arz ediyor.

Bunun Sovyet ordu – istihbarat geleneğiyle ilgisi var. Ayrıca bu koşulların güvenlikle ilgili olduğu ve geçmiş tecrübelere bağlı geliştiği de söylenebilir.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra devlet işletmeleri kupon metoduyla özelleştirilmişti. Bu, her Rus vatandaşının ellerindeki kuponlar karşılığında devlet şirketlerine ortak olması anlamına geliyordu. Şirketin üçte biri 1994 yılı itibarıyla 750.000 kişiye ait hale geldi. Hisselerin %15’i şirket çalışanlarınında kalırken devletin payı %40 civarında kalmıştı. Gazprom bu dönemde güçlü bir çete tarafından soyuldu. Viktor Çernomirdin ve şirket CEO’su Rem Viakhirev’in gözetiminde şirketin varlıkları Itera şirketine aktarıldı.

Putin 2000’de devlet başkanı seçildikten sonra o zamanlarda pek tanınmayan birisi olan Medvedev’i şirket yönetim kurulu başkanlığına getirdi. Itera şirketi iflas ettirildi. 2005’te şirketin %10.7’sinin Rosneftegaz’a 7 milyar dolar gibi ucuza denilebilecek bir fiyata satılmasıyla devlet hisse çoğunluğunu ele geçirdi ve bundan sonra Gazprom’daki yabancı hisse sınırı kaldırıldı. Ve bundan sonra “devlet şirketi” olarak iyi yönetildi.

Böyle bir şirketi yönetmek kolay olmasa gerek… Gazprom’un en büyük üretim alanları kutba yakın diyebileceğimiz kuzey bölgesinde, Obi körfezi ve Yamal yarımadasında bulunuyor. En yakın ülkeye 3500 – 4000 km uzaklıkta bir yer… Toplamda ise 160.000 kilometreye yakın ana boru hattına sahipler. Bunlar muazzam rakamlar…

1877’de çizilen bir Avrupa illüstrasyonda Rusya ahtapot olarak resmedilmiş. Bugün boru hatları Rusya için ahtapotun kolları gibi… Rafa kaldırılan Güney Akım (South Stream) boru hattı Bulgaristan’dan geçip Yunanistan üzerinden İtalya’ya, Sırbistan üzerinden de Orta Avrupa’daki hatlara bağlanarak Rusya’nın Ortodoks ve Slav politikalarına katkı sağlayacaktı. Vyborg’tan başlayan Kuzey Akım (Nord Stream) hattı ise doğalgazı doğrudan Almanya’ya ulaştırarak Rus-Alman ittifakını taçlandırmayı başardı. Bugün İngiliz-Hollandalı Shell, Alman E.ON ve Avusturyalı OMV’yle birlikte var olan iki hatta iki tane daha ekliyorlar.

Kuzey Akım’ın inşa ve operasyonu için kurulan Nord Stream AG şirketi İsviçre merkezli… Şirketin CEO’su Doğu Alman istihbarat örgütü Stasi’nin eski ajanı Matthias Warnig. Tesadüf mü? Norveçli araştırmacı Bendik Solum Whist şirketin İsviçre’de kurulmasının ülkedeki bankacılık sektörünün gizlilik sağlama özelliğinden kaynaklandığını söylüyor[3]. Şirketin ortaklar heyeti başkanının eski Alman şansölyesi Schröder olduğu genelde bilinir. 2008’de de eski Finlandiya başbakanı Lipponen’i Finlandiya ile aracılık yapması, işleri kolaylaştırması için danışman yapmışlardı. Bunun başka örneği var mı bilemiyorum.

New_2_DSCF3826

Putin, Schroeder ve Warnig

2014 mayısında Gazprom Çin Petrol Şirketi (CNPC) ile 400 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. 30 yıllık bir dönemi kapsayan anlaşmayla 2018’den başlayarak Çin’e yılda 38 milyar metreküp doğalgaz verecekler.

Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Rosneft de Eylül 2015’te Çin’le 30 milyar dolarlık bir antlaşma yaptı. Yine Rosneft’in Kasım 2015’te kuzey kutbu petrolü için Çin’le ortaklık görüşmeleri yapıldığı açıklandı. Bu projelerin de Kuzey Akım gibi bir fonksiyonu olduğu muhakkak.

Yine geçen kasım ayında, İngiliz BP, Rosneft’in Doğu Sibirya petrol ve doğalgaz sahalarında faaliyet gösteren iştiraki Taas-Yuryakh Neftegazodobycha LLC (Taas) şirketinin yüzde 20 hissesini satın aldı.

Burada üçüncü tanımı yapalım. Enerji hatlarının Avrasya’da oyun kurucu özelliği artıyor.
Peki, Türkiye bütün bu oyunun neresinde? Doğru pozisyon almış mı? Hadiseler oluyor, Güney Akım iptal ediliyor, Türk Akımı var deniliyor. Sonra beklentiler yine değişiyor.
Bir dizi ayrışma ve çatışma var. Burada bir soru daha sormak gerek. En ciddi mücadele kimler arasında? ABD ile Rusya’nın mı? Yahudilerle Hristiyanlar arasında mı? Müslümanlarla mı veya Çin’le mi?
Rusya’yla sorun kuzeyde değil, güney sınırımızda çıktı. Bunun bir geometrisi var. Bir zaman makinesi olsaydı ve yirmi yıl sonrasına gidip geri dönebilseydik bunları cevaplamak daha kolay olurdu. Bunu yapamadığımıza göre bugünü yirmi yıl önce tahmin etmiş adamları okumak gerek. Aklıma Mahir Kaynak’ın bir sözü geliyor. “ABD, Türkiye’yi kaybetmeye razı olabilir mi? Olabilirse mesele yok, o zaman Kürt devletini kurar. Ama biz diyoruz ki, bugünkü şartlar içerisinde ABD, Türkiye’yi kaybettiği zaman büyük savaşta çok gerilemiş konuma gelir” diyor.
Şimdi Rusya Türkiye’ye karşı birtakım tedbirler alıyor. Turizm gelirimiz ayrı bir kalem, Rusya’daki müteahhitlik hizmetleri ayrı bir kalem ama Türkiye öyle veya böyle, en fazla dış ticaret açığı verdiği ülkeden yaptırım görüyor. Doğal olarak bu bizi yeni arayışlara soktu.
Bu esasen Rusya’nın bir tavrı. Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov Rusya 2006’da Ukrayna’nın gazını kestiğinde tepki veren Batı’yı ekonomik bir sorunu siyasileştirmekle suçlamıştı. Gazprom’un sonuçta bir şirket olduğunu ve menfaatini korumasının doğal olduğunu söylemişti. Bugün Rusya’daki Türk şirketleri de sadece iş yapıyorlar. Rusya bu şirketlerin yaptığı işi fazla siyasileştirmeden yaptırımları yumuşatmalıdır.

[1] Russia: Expert Eyes Security Ties Among Siloviki 20.12.2006 http://www.rferl.org/content/article/1073593.html

[2] Analysis: Russia spies on German firms, 16.05.2008, http://www.spacewar.com/reports/Analysis_Russia_spies_on_German_firms_999.html

[3] Solum Whist, Bendik: Nord Stream: Not Just a Pipeline, Fridtjof Nansen Institute http://www.fni.no/pdf/FNI-R1508.pdf

Reklamlar

AB Ukrayna’da Proaktif Olamadı

kadir1Ukrayna adı genel bir kabulle “sınır ülkesi” anlamına geliyor ve bugünlerde bu anlamla örtüşen hüviyette bir güç mücadelesine sahne oluyor. Halk gerek siyasi, gerek coğrafi olarak önemli bir kutuplaşma içerisinde. Batıdan uzaklaşma olarak değerlendirilen siyasi kararlar bir kanatta yoğun bir endişeyle karşılandı ve kitlesel eylemlere dönüştü.

Önce Ukrayna’da 2004 yılı sonunda gerçekleşen “Turuncu Devrim”i hatırlayalım. Seçimlere hile karıştığı gerekçesiyle geniş katılımlı protesto gösterileri düzenlenmiş ve yenilenen seçimin sonucunda Viktor Yuşenko cumhurbaşkanı seçilmişti.

Viktor Yuşenko o dönemde dioxin türevi olan “TCDD” ile zehirlenmişti; hayatta kalıp cumhurbaşkanı seçildi. Turuncular AB ve NATO üyeliğini telaffuz ediyordu. Bu da Rusya’yı oldukça fazla rahatsız etti. Rusya ekonomi ve enerji kartlarını kullandı; Ukrayna’ya sevk ettiği doğalgazı 2006, 2008 ve 2009’da kesti.

Turuncu Devrim’in diğer bir lideri başbakanlık da yapan Yulya Timoşenko’ydu. Timoşenko siyasetin yolsuzluktan ari olmadığı bir coğrafyada 2011 yılında Rusya ile 2009’daki 10 yıllık doğalgaz anlaşmasında yolsuzluk yapmaktan suçlanıp 7 yıl hapis cezası aldı.

Geniş katılımlı protesto gösterileri son on yılda dünyada gerçek bir domino etkisi yarattı. Çoğu ülkede önemli siyasal sonuçlar doğurdu. Putin ise haklı olarak kitle gösterilerine hiçbir zaman iyi gözle bakmadı. 2011’in sonunda Rusya’da gerçekleşen gösterilerin arkasında Viktor Yuşenko’nun danışmanlarının bulunduğunu iddia etti. Bunların “Turuncu Devrim”i Rusya’ya taşımak istediğini söyledi[1].

Geçen kasım ayında Ukrayna AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmalarını imzalayacak, ama Putin Ukrayna’nın AB ile anlaşma imzalanması durumunda Rusya’nın Ukrayna mallarına karşı önlemler alacağını açıklıyor. Bundan sonra Ukrayna AB ile yapılacak antlaşmayı askıya aldı ve olaylar patlak verdi. Muhalefet, haftalarca başkent Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda Yuşenko’dan sonra Cumhurbaşkanı seçilen Yanukoviç’in istifası ve seçim talebiyle eylem yaptı.

Turuncuların karşısında yer alan Yanukoviç NATO üyeliğini telaffuz etmemişti. Ama ekonomisinde ciddi zafiyetler olan; Rusya’ya enerji bağımlılığı bulunan bu Ukrayna Batı’yla ilişkilerini geliştirmek de istiyordu. Son süreçte Yanukoviç Ukrayna’nın dönüşümü için yeterli ekonomik desteği sağlamadıkları için AB liderlerine sitemde bulunmuştu. Anlaşmayı Rusya’nın baskısıyla imzalamadığını da ifade etti.

Öte kanatta, Rusya ekonomik yönden güçlendikçe etki alanını genişletmeye çalışıyor. Bu güçlü Rusya; Belarus ve Kazakistan’ın da üye olduğu Gümrük Birliğine Ukrayna’nın da dâhil olmasını istedi. Rusya bu gümrük birliğini daha da genişletme ve derinleştirme niyetinde ve Ukrayna’nın katılımını bu aşamada önemsiyor. Bu açıdan protestolar yüzünden istifa eden Azarov hükümetinin yerine kimin, daha doğrusu kimlerin geleceği önem kazandı. Rusya, Ukrayna’da yeni kurulacak hükümetin yönelimi belli oluncaya kadar 15 milyar dolarlık kredi ve doğalgazda Rusya, Ukrayna’ya sattığı bin metreküp doğalgazın fiyatını 400 dolar’dan 268.5 dolara indiren anlaşmaları askıya aldı. Bu anlaşmayla 2009’da Timoşenko’nun imza attığı tartışmalı koşullar düzeltilecekti.

Sonuç olarak Ukrayna on yıl öncesine göre çok daha kaotik. Ülkede kutuplaşmanın coğrafi keskinliğinin yol açabileceği bölünme ihtimali konuşuluyor. Ekonomideki zayıf tablo ve Rusya ile dış ticaret hacmi, batı yönelimli siyaseti kısıtlamaya devam edecek. Rusya bu çerçevede önemli bir avantaja sahip bulunuyor. Ukrayna’nın önemli aktör olarak yer aldığı “Doğu Ortaklığı” programını güçlendirmekte zorlanan ve son olaylarda daha net görüldüğü üzere proaktif olamayan AB’nin problem çözme karnesi de Moskova’nın lehine bir görüntü oluşturuyor.

ukraine610-1Coğrafi kutuplaşma: Sarı bölgeler ülkede Rusça’nın anadil olmadığı bölgeleri gösteriyor. Harita: WP)

[1] Putin calls ‘color revolutions’ an instrument of destabilization, Kyiv Post, 15 Aralık 2011
http://www.kyivpost.com/content/russia-and-former-soviet-union/putin-calls-color-revolutions-an-instrument-of-des-118993.html Erişim tarihi 12.02.2014

Güney Kıbrıs Avrupa’ya doğalgazı Yunanistan üzerinden taşımayı planlıyor

guney-kibris-dogalgaz-dogalgaz-arama-sondaj-eni-505x350Güney Kıbrıs’ın sözde Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) bulunan yataklardan çıkarılacak  doğalgazın Avrupa’ya Yunanistan üzerinden taşınması planlanıyor. Doğalgazın Avrupa’ya nakledilmesiyle ilgili haritanın AB liderler sonuç bildirgesinde yer aldığı belirtildi.

Bilindiği üzere Kıbrıs’ın güneyindeki Afrodit doğalgaz sahasında 2008’de Noble Enerji tarafından 200 milyar metreküp civarında doğalgaz keşfedilmişti. Bu doğalgazın değeri 80 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

Ayrıca Leviathan sahasında da 1700 milyar metreküp, yaklaşık 680 milyar dolarlık doğalgaz rezervi tespit edilmişti. Ancak bu doğalgazı likit gaza dönüştürme maliyeti 7 ile 15 milyar dolar arasında bir maliyete sahip.

ODSTA

Rusya ile karşılıklı bağımlılık gerçekleşecek mi?

RussiaGasPipeEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Azerbaycan’da yaptığı açıklamada Akkuyu Nükleer Santralı’nın inşaatının Rusya’ya verilmesinin karşılıklı bağımlılık yaklaşımına uygun olduğunu söyledi ve bu proje için 22 milyar dolarlık krediyi Rusya’nın bulduğunu ve de projenin santralın inşa edip üretime başlandıktan sonra 12,35 centten 15 yıl alım vaadiyle 60 yılı kapsadığını ifade etti. Akkuyu ve Sinop’un Türkiye’nin elektrik üretimini yüzde 20 oranında artırması planlanıyor.

Sinop’ta inşa edilecek 2 nükleer santrala da Rusların talip olduğunu söyleyen Yıldız, Karadeniz’in altından geçerek Avrupa’ya gidecek Güney Akım doğalgaz boru hattı projesinde Rusya’ya izin veren Türkiye’nin Amerikan firmalarına da yine Karadeniz’de petrol arama işi verdiğini belirtti.

Türkiye’nin tükettiği doğalgazın yüzde 50’ye yakını Rusya’dan, yüzde 20’si ise İran’dan alınıyor.  Türkiye’nin 2012 yılında ithal ettiği enerjinin 36 milyar dolarlık kısmının şahsi ve toplu taşıma amaçlı araç kullanımına yönelikti.

ODSTA