Rusya: Kripto Para Mülk Olarak Tanımlanmalıdır

 

cerenkarakose1Rusya Federasyonu Adalet Bakanı Konovalov gazetecilere yaptığı açıklamada, kurumunun kripto para birimleri konusunda ortak bir fikirde buluştuğunu ve kripto para birimlerinin mülk olarak tanımlanması gerektiği kanısına vardıklarını söyledi.

Konovalov, “Eğer dijital para birimleri bir mülk olarak tanımlanmazsa, söz konusu birimlerin hırsızlığı da bir suç olarak görülemez” dedi.

Devlet Dumasına kripto para birimlerinin mülk olarak sayılmasına ilişkin iki yasa tasarısı sunduklarını belirten Konovalov, “Kripto para birimleri geliştikçe ek düzenleme de gerekecektir. Önemli olan bütün bunların finansal piramitler altında büyümesini önlemektir” diye konuştu.

Rusya Merkez Bankası ise 30 Mayıs tarihinde yayınladığı araştırmada kripto para birimlerinin finansal istikrara herhangi bir tehdit oluşturmadığını ifade etti.

Bu rapora göre kripto varlıklar küresel mali istikrara herhangi bir tehdit oluşturmuyor. Araştırmada bunlara ek olarak kripto varlıklara yatırım yapma konusunda bir kaç riskten de söz ediliyor. Bunlarda bazıları yatırımcı haklarının korunması konusundaki eksiklikler, kara para aklama ve terör finansmanı önleme alanındaki riskler, market likidite eksikliği, işlemsel riskler vb. olarak geçiyor.

Bu yıl Rus Duma Meclisi kripto endüstrisini düzenlemek için bir yasa tasarısı onayladı.

Yine Rus menşeli banka Sberbank CIB ve Moskova Menkul Kıymetler Borsası Grubunun bir alt şirketi olan National Settlement Depository (NSD) ülkenin ilk dijital para arzı için pilot bir uygulama başlattıklarını duyurmuştu.

Reklamlar

Yeni dönemi etkileyecek iki trend: İstihbarat savaşları ve yabancı düşmanlığı

giphyGeçen yıla dönüp baktığımızda ABD’yi meşgul eden olay Donald Trump’ın arkasındaki gizli gücün Rusya olduğu iddiasıydı. Buna göre Rus devleti Donald Trump’ı yıllar boyunca özel olarak desteklemiş ve gerektiğinde Trump’a şantaj yapacak bilgileri elinde saklamıştı.

Bu tezin kaynağı geçmişte İngiliz istihbaratında Rusya Masası direktörlüğünü yapan şimdiyse özel bir istihbarat kuruluşu olan Orbis Business Intelligence’i yöneten Christopher Steele’in hazırladığı rapordu [1]. Steele’in çalışmasını ilk olarak Trump karşıtı Cumhuriyetçilerin fonladığı daha sonra da Demokratların devam ettirdiği söylendi.

Bu bulgular Kongre’de soruşturma başlatılmasına neden oldu. Geçen mart ayında FBI Direktörü James Comey, Trump’ın ekibiyle Ruslar arasında işbirliği iddiası hakkında FBI’ın da kendi bağımsız soruşturmasını başlattığını açıkladı. Bundan kısa süre sonraysa Trump Comey’nin görevine son verdi.

Donald Trump temmuz ayında bir açıklama yaparak ABD’nin 17 istihbarat örgütünden sadece 3 – 4 tanesinin Rusya’nın başkanlık seçimlerine müdahale ettiği sonucuna ulaştığını söyledi [2]. Trump’ın 3-4 tanesi diyerek kastettiği kuruluşlar CIA, NSA, FBI ve Ulusal Güvenlik Direktörünün Ofisi’ydi.

Yine Temmuz 2017’de ABD’nin Rusya üzerine çalışan istihbarat ofislerinden birisinin mailinin hacklendiği açıklandı [3].

Bu süreçte Trump ile bağı olan Rusların hayatını kaybettiği iddiası ortaya atıldı [4].

Bir başka eski istihbaratçı ve George Washington Üniversitesi Siber ve Ulusal Güvenlik Merkezinin “kıdemli çalışanı” Clint Watts, Senato İstihbarat Komisyonu’na ABD başkanlık seçimlerindeki Rus parmağını araştırmak için ölü Rusların izinin sürülmesi gerektiğini söyledi [5].

26 Aralık 2016’da KGB ve FSB’nin eski generali, Rus enerji devi Rosneft’in ikinci adamı Oleg Erovinkin (61) otomobilinin arkasında ölü bulundu. İddiaya göre Erovinkin, meşhur raporu hazırlayan Christopher Steele’e bilgi sağlamıştı.

İki ay sonra 20 Şubat 2017’de uzun yıllardan beri Rusya’nın NATO Nezdindeki Büyükelçiliğini yürüten Vitaly Churkin (64) öldü. Churkin 2008’deki başkanlık yarışında Cumhuriyetçi John McCain’in kendisinden destek istediği iddialarıyla gündeme gelmişti.

Alex Oronov (69) adlı Ukraynalı işadamı 2 Mart’ta öldü. Oronov’un 27 Ocak’ta New York’taki Loews Regency otelinde Trump’ın avukatı Michael Cohen, Trump’ın iş ortağı Felix Sater ve Ukraynalı siyasetçi Andrey Artemenko arasında Ukrayna’da Rusya lehine bir barış planı yapmak üzere görüşme ayarladığı iddia edildi.

Bu arada Ocak 2017’de Moskova’da Rus İstihbaratçıları Sergei Mikhailov ve Dmitry Dokuchaev ABD lehine çalıştığı için tutuklandı.

Aslında “Ölü Ruslar” denildiğinde yaklaşık bir yıllık zaman dilimi içerisinde hayatını kaybeden dördü büyükelçi olmak üzere sekiz Rus diplomat akla geliyor.

New York’taki Rus Konsolosluğu’nda emir subayı Sergey Krivov (63) tam da başkanlık seçimlerinin gerçekleştirildiği 8 Kasım 2016 sabahında ölü bulundu. Konsolosluk yetkilileri Krivov’un ölümü için önce çatıdan düştüğü sonra kalp krizi geçirdiğini söyledi. Polis raporunda ise başına darbe aldığı yazıyordu.

Türkiye Büyükelçisi Andrey Karlov (62) 20 Aralık 2016’da Ankara’da bir fotoğraf sergisinin açılışında vurularak öldürüldü. Karlov suikastından birkaç saat sonra REN TV adlı özel Rus kanalı üst düzey başka bir diplomat olan Petr Polishkov’un (56), Moskova’daki evinde silahla vurulduğuna dair görüntülü bir haber yayınladı [6]. Bu olay Kremlin tarafından doğrulanmadı.

26 Ocak 2017’de Hindistan büyükelçisi Alexander Kadakin (68) öldü. Daha önceki dört yıla ilaveten son sekiz yıldır büyükelçiliği yürütüyordu, Rusya ile Hindistan arasındaki yakınlaşmanın mimarı olarak biliniyordu. 23 Ağustos 2017’de Rusya’nın Sudan Büyükelçisi Mirgayas Shirinskiy (62) Hartum’daki konutunun yüzme havuzunda ölü bulundu. Yine Rusya’nın Atina Büyükelçiliği’nde görevli diplomat Andrey Malanin (54) 8 Ocak 2017 günü evinde ölü bulundu.

ABD’de bütün bu ölümlerin Trump ile bağı olduğuna dair iddialar ortaya atıldı [7].

Eski başkan Obama görevi bırakmasından birkaç gün önce Aralık 2016’da 35 Rus diplomat ve ailelerini sınır dışı etmişti. Yine Amerikalılar Rus diplomatik tesislerinde arama yapmış, Washington D.C.’deki Rus ticari temsilciliğine yerel saatle 03.00’te girmişlerdi. Rusya’nın San Francisco’daki konsolosluğu ile Washington ve New York’taki iki ticari temsilciğini kapatılması da talep edildi.

Rusya ise yaptırımlara misilleme olarak ABD’nin diplomatik misyonlarında görev yapan 755 personelin görevlerinden azledilmesini talep etti. Böylece ABD’nin personel sayısı Rusya’nın Washington’daki görevli sayısı ile aynı seviye olan 455’e inmiş oldu.

Trump’ın bir açıklamasında [8] dediği gibi ABD-Rusya ilişkileri tüm zamanların en düşük seviyesinde ve çok tehlikeli bir düzeyde olabilir mi?

Bunun bir nedeni de Rus istihbaratının Amerikan istihbaratına benzeyen yapısı… Dr. Mark Galeotti’nin sözleriyle [9] Rus istihbarat servislerinin sadece istihbarat toplamayıp aynı zamanda birtakım politikaları desteklemekte ve rutin olarak siyasi savaş faaliyetlerinde bulunmakta olması… Sonuç olarak ABD-Rusya ilişkilerindeki bu tehlikeli düzeyin önümüzdeki dönemde iki ülkeyi hangi testlere tabi tutacağını hep beraber göreceğiz.

Bir başka konu Trump’ın yabancı düşmanı söyleminin ABD başta olmak üzere geniş bir kesim üzerinde etkili olması… Trump ağustos ayında Charlottesville kentindeki ırkçı saldırıya doğru dürüst bir tepki bile vermemişti. Müslümanların fişlenmesi gerektiğini söyleyen, 11 milyon yasadışı göçmenin sınır dışı edilmesini savunan bir ABD başkanı bütün dünyada olumsuz bir etki yaratıyor. Avrupa’daki ayrılıkçı ve yabancı düşmanı hareketler de Donald Trump’ın ABD başkanlığını kendi yükselişlerine bir işaret olarak değerlendiriyorlar.

Le Pen, Okamura ve Wilders Prag’taki toplantının
ağır toplarıydı.
Avrupa’da da yabancı ve göçmen karşıtlığı yükseliyor. Uluslar ve Özgürlükler Avrupası Hareketi (MENL) Avusturya, Belçika, Fransa, İtalya ve Çek aşırı sağ partilerinin bir araya gelmesiyle kurulan bir organizasyon… Bu hareketin Avrupa Parlamentosu’nda oluşturduğu bugün 37 milletvekiline sahip ENF grubuna aslında hareketin üyesi olmayan Hollanda’dan PVV, Almanya’dan AfD ve Polonya’dan KNP partileri de katıldılar.

16 Aralık 2017’de Uluslar ve Özgürlükler Avrupası Hareketinin temsilcileri Çek partisi SPD’nin lideri Tomio Okamura’nın ev sahipliğini üstlendiği bir konferansta buluştu. Toplantıda Fransız Ulusal Cephe (FN) lideri Marine Le Pen bugünkü AB yerine yeni bir birliğin oluşturulmasını, bunun Avrupa’daki “hakim ulusların birliği” olması gerektiğini söyledi. Hollanda Özgürlük Partisi’nin (PVV) lideri Geert Wilders ise “iktidarımızın gecikmeyeceğini umuyorum… Bugün etkimiz her zamankinden fazla” yorumunu yaptı.

Gerçekten de Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanı partiler son iki yılda gerçekleşen seçimlerde oylarını hatırı sayılır ölçüde arttırdılar.

Fransa’da Ulusal Cephe (FN) partisinin oy oranı % 25’e ulaştı. Ülkede 2017 başındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde merkez sağ ve sol partiler çökerken Marine Le Pen 11 milyon oy aldı.

Le Pen seçim kampanyasında Fransız vatandaşlığını kazanmada ülke topraklarında doğma, aile birleşimi gibi uygulamaların kaldırılmasını savunmuştu. Ayrıca fundamentalistlere ait cami ve dernekleri kapatacağını vadetmişti. Le Pen AB’nin hegemonyasına, neoliberalizme karşı çıkan partilerin başarılı olacağına inandığını söylerken Donald Trump’ın seçim başarısını da övmüştü.

Partisi geçen mart ayındaki Hollanda genel seçimlerinde % 13.1 oy alan Geert Wilders ise siyasi amacını “İslamlaşmayı bir an önce durdurmak” olarak açıklamıştı. Wilders daha önce de tüm camilerle İslami okulların kapatılmasını savunmuştu.

2017 ekim ayında % 10,64 gibi yüksek bir oy oranıyla Çek parlamentosuna giren Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi (SPD) lideri Okamura da seçim kampanyasında neredeyse sadece göçmen ve mülteciler konusunu işledi.

Okamura’nın seçim afişi: “İslam’a hayır, teröriste hayır”
Kampanya sırasında “İslam’a hayır, teröriste hayır… Bu ülkeye yabancıların gelmesine asla izin vermeyeceğiz… Camilerin etrafında domuz gezdirin ve kebap yemeyin” diyen Okamura gerçekte ise Japon asıllı biri…

Sonbahardaki Çekya seçimlerinde tarzı ve iş adamlığından dolayı Donald Trump’a benzetilen Babiş’in Gayrimemnun Vatandaşlar Partisi (ANO) oyların yüzde 29.6’sını alarak birinci parti oldu. Babiş çoğu açıdan Okamura’nın yaklaşımlarına uzak birisi değil…

Avusturya’da da 15 Ekim seçimine sığınmacı karşıtı gündem damga vurdu. Avusturya Halk Partisi (ÖVP) lideri Sebastian Kurz faşist bir söylemle birinci oldu. Hatta faşist Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) lideri Heinz-Christian Strache kendi politikalarını çalmakla suçladığı Kurz’a “taklitçi” dedi. Sonuçta koalisyon hükümeti kurmak için yedi hafta müzakere yürüten muhafazakar (ÖVP) ile faşist Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) anlaştı.

Sonuçta geleneksel partilerin güç yitirmesi eski tezlerin rağbet görmediğini gösteriyor. Bu tabloya yol açan şeyse mültecilere yönelik sağlıklı politikaların geliştirilememesi… Ve Avrupa’nın her şeyden önce göçe kaynaklık eden Ortadoğu’ya bir barış planı sunması gerekiyor.

[1] https://www.documentcloud.org/documents/3259984-Trump-Intelligence-Allegations.html

[2] Trump Misleads on Russian Meddling: Why 17 Intelligence Agencies Don’t Need to Agree

[3] Private Email of Top U.S. Russia Intelligence Official Hacked
Private Email of Top U.S. Russia Intelligence Official Hacked

[4] Just In: Another Russian With Ties To Trump Is Dead – That’s 8 So Far
http://bipartisanreport.com/2017/03/05/just-in-another-russian-with-ties-to-trump-is-dead-thats-8-so-far-details/

[5] Clint Watts: ‘Follow the trail of dead Russians’ https://www.youtube.com/watch?v=PNXIEdS6Sc8

[6] Начальник одного из отделов МИД РФ найден застреленным в Москве, – источник
http://ren.tv/novosti/2016-12-20/nachalnik-odnogo-iz-otdelov-mid-rf-nayden-zastrelennym-v-moskve

[7] Did an Eighth Russian with Ties to President Trump Die Suspiciously?
https://www.snopes.com/eighth-russian-tied-to-trump-dies/

[8] Trump: US-Russia relations are at ‘dangerous low’
http://www.bbc.com/news/world-us-canada-40816708

[9] Rus istihbaratı siyasi savaş veriyor
https://www.nato.int/docu/review/2017/Also-in-2017/russian-intelligence-political-war-security/TR/index.htm

Kuzey Irak’a Rusya ve Fransa’dan uyarı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) düzenlediği bağımsızlık referandumunun uluslararası alandaki yankıları sürüyor. Tartışmalı referandumla ilgili Rusya ve Fransa’dan uyarılar geldi.

Iraklı Kürtleri Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırabilecek adımlar atmamaları konusunda uyaran Rusya Dışişleri Bakanlığı, tarafların tek bir Irak devleti çerçevesinde çözüm bulunması için görüşmeleri gerektiğini belirtti.

Rus Dışişleri’nin açıklamasında ayrıca, Kürtlerin milli gayelerine saygı duyulmakla birlikte Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının öncelik taşıdığı ifade edildi.

Fransa: Zamanlama yanlış

Referanduma dair açıklamada bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves le Drian da bu adımın bölgede yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekti.

BFM TV’ye konuşan Fransız bakan, “Bugün arzulanan, Kürt bölgesine mümkün oldukça fazla özerklik verilerek Irak’ın yeniden inşasına entegre edilmesi ve uzlaşma sağlanmasıdır” dedi.

Le Drian, “Şu an bağımsızlık için doğru zaman gibi gözükmüyor… Ama bağımsızlık ilanı olursa, tam da IŞİD Irak’ta yenilirken Ortadoğu’da yeni büyük krizler çıkabilir” ifadesini kullandı.

Rusya, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki Halepçe petrol kuyusunu açma projesinden vazgeçti

684x384_396135Gazprom iştiraki Gazprom Neft Middle East Genel Müdürü Sergey Petrov, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Halepçe petrol kuyusunu açma projesinden vazgeçtiklerini söyledi. İptal kararının Kuzey Irak’taki Bağımsızlık referandumundan sonra gelmesi dikkat çekti. Bir diğer dikkat çeken konu ise, açıklamanın Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye’ye geldiği saatlerde yapmış olması.

Sputnik’in haberine göre, Rus basınına konuşan Petrov, petrol kuyusuna erişimin zorluğu ve bölgede mayınlı arazi bulunma ihtimali yüzünden Halepçe projesinden vazgeçtiklerini söyledi.

“YÜKSEK RİSKLİ PROJELER İÇİN HAZIR DEĞİLİZ”

Petrov, “Halepçe, 2 bin metre yükseklikteki dağlık alanda bulunuyor. Bölgede altyapı bulunmadığı gibi yaşanan son çatışmaların ardından mayınlı araziler kaldı. Jeopolitik belirsizlikleri ortadan kaldırmak için ciddi bir yatırım gerekiyor. Ancak bunlar yüksek risk taşıyor ve şirket yüksek riske sahip bölgelerde çalışma yapmaya hazır değil” ifadelerini kullandı.

Yeni birliktelik uluslararası hukukun işlerliği için bir fırsat

kadir1Türk Yurdu – Ocak 2017
2017 yılı Mısır’ın, Kudüs’ün, Hicaz’ın Osmanlı’ya katılmasının beş yüzüncü yıl dönümüdür. Avrupa’da Büyük Bölünme’nin sona erip Papa sayısının tekrar bire inmesinin altı yüzüncü, Rusya’da Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılıdır. Ne olursa olsun dünyanın terörle uğraşmaya devam edeceği bir yıl olacaktır. Geçen yıl Türkiye bildiğim kadarıyla Avustralya merkezli IEP tarafından hazırlanan Global Terörizm Endeksinde Çin, Rusya, İsrail gibi ülkelerden daha iyi bir sıralamaya sahipti; İngiltere ve Yunanistan’la hemen hemen aynı puandaydı. Aslında bu tablo terörle mücadelede bu ülkelerin işbirliğinin yetersizliğine bir işarettir.
Belli başlı terör örgütlerinin Batılı kaynaklardan beslendiğini söylemek zor değildir. Numan Kurtulmuş’un deyimiyle silahlar çarşamba pazarından alınmamaktadır. Eylemlerde kullanılan silahlar gelişmiş ülkeler menşeilidir. Bazı terör örgütleri Batı ülkelerinde serbestçe faaliyet göstermektedir. Bunlar Avrupa’da demokratik hak ve özgürlükleri istismar etmektedir. Terör saldırılarını kınayan ve teröre karşı işbirliği mesajı veren Avrupa ülkeleri iş icraata gelince adım atmamaktadır. Adalet Bakanlığı’nın AB üyesi ülkelere terör örgütleri PKK, FETÖ ve DHKP-C üyelerinin iadesi için yaptığı 292 başvurunun sadece 11 tanesi kabul görmüştür. Bunun yanı sıra PKK Avrupa ülkelerindeki gençleri kadrosuna katmakta ve bu gençleri kamplarında eğitmektedir.
Kasım ayında Şırnak Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri tarafından düzenlenen operasyonla Çek Cumhuriyeti vatandaşı iki YPG militanı yakalandı. “Serxwebun Botan” kod adlı Miroslav Farkas ile “Zelane Botan” kod adlı Marketa Vselichova adlı bu teröristler Fransız lejyon kamplarında ve Alman Özel Kuvvetleri’nde YPG saflarında çatışmaları için eğitildiklerini itiraf etmişlerdir. Ayrıca Suriye’de Fransız lejyonerler, Alman Özel Kuvvetleri’nden ve Amerikan Özel Birlikleri’nden çok sayıda asker gördüklerini ve birlikte çatışmaya girdiklerini söylemişlerdir.
Ülkemizde 30 Haziran 1996 Tunceli saldırısından 2015 başına kadar yapılan intihar saldırısı sayısı 26 iken Ocak 2015’ten bugüne kadar iki yılda 21 intihar saldırısı yapılmıştır. Ölü sayıları 1996’dan 2005’e kadar 125 iken son iki yılda 466 olmuştur. Ve bu yıl darbe girişimi gibi bir hadise de yaşanmıştır. Son iki yılda değişen bu istatistikler Türkiye’yi istikrarsızlaştırma amacını göstermektedir.
Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki dünyanın çoğu yerinde olduğu gibi bizde de sosyal sermaye kaybı had safhada olup, bu durum güvenliği, medeniyeti, her şeyi tehdit etmektedir. Türkiye’de yeni bir nesil yetiştirme söyleminin altı doldurulmalıdır. Uzun vadede ancak bu türden bir sosyal sermayeyi mesele edinerek başarılı olabiliriz. Terörle etkin mücadele veya istihbaratın güçlendirilmesi kadar terörün kaynağı olan cahilliğe ve eğitimsizliğe de çare bulmak lazımdır.
2017’de merak edilen bir başka konu Türkiye ABD ilişkilerinin nasıl seyredeceğidir. Bilindiği üzere Donald Trump ABD başkanlığını devralacaktır.
Yeni kabinede yer alacağı konuşulan Kris Kobach’ın geçen ay New Jersey’deki golf kulübünde buluştuğu Trump’la konuşacakları planı şeffaf bir dosyada taşıması ve basına poz verirken çekilen fotoğraflarda kâğıtlarda yazılanların görülmesi sonucu bazı bilgiler kamuoyuna mal olmuştur. Buna göre 11 Eylül saldırılarından sonra on yıl uygulanıp sonra kaldırılan ülkeye giriş ve çıkışlarla ilgili “yüksek riskli bölgelerden gelen kişilerin sıkı takip edilmesi” prosedürüne geçilmesi ile Suriye’den mülteci alımı sıfıra indirilmesi planlanmaktadır.
Yeni bir güvenlik çerçevesi belirlemeye çalıştığı anlaşılan ABD’nin Suriye’nin geleceği konusunda nasıl bir politika izleyeceği ise merak konusudur. Geçmişte ABD yetkililerinin PYD’yi terör örgütü olarak görmemesine karşılık Erdoğan PYD’nin PKK’dan bir farkı olmadığını, Türkiye’nin gözünde YPG’nin de terör örgütü olduğu söylemiş ve ABD’ye “bu nasıl ortaklık?” şeklinde cevap vermiştir. Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, YPG’nin IŞİD ile mücadelede başarılı olduğunu, ABD’nin YPG’yi terörist örgüt olarak görmediği ve kendilerini desteklemeyi sürdüreceğini söylemiştir. PKK ile PYD tarafından düzenlenen 2016 Ankara saldırısından sonra Erdoğan “Amerika’yı anlamakta zorlanıyorum. PKK’nın tüm kayıtlarında PYG’nin PYD’nin kurucusunun kim olduğu bellidir. Biz NATO’da birlikte değil miyiz? Senin dostun biz miyiz, PYD mi? Bunu da açıkla o zaman, dostum PYD’ye silah yardımı yapıyorum de. Dost dostluğunun gereğini yapmalıdır” demiştir.
Can Acun, YPG’nin ABD tarafından tüm unsurlarıyla bir eğit-donat sürecinden geçirildiğini ifade etmektedir[1]. ABD ve diğer bazı batılı ülkeler tarafından PYD’ye temin edilen başta tanksavar ve roketatar olmak üzere diğer ağır silahlarla taktiksel teçhizatları ve mini insansız hava araçlarının doğrudan PKK’ya aktarıldığına yönelik deliller olduğunu, örgütün özellikle hendek kalkışması sırasında yoğun bir şekilde ilgili silah ve mühimmatı kullandığını söylemektedir. Netice PYD, Batılı ülkelerden aldığı silah ve mühimmatları PKK’nın Türkiye’de kullanmasını sağlamaktadır.
2017’de ABD – Türkiye ilişkilerinin seyrini belirleyecek olan, yine uluslararası hukukun göz ardı edildiği bir başka konu Kıbrıs’tır. Cenevre’de 12 Ocak 2017 tarihinde Kıbrıs’ta üç garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık temsilcilerinin de katılacağı bir konferans yapılacaktır. ABD Kıbrıs raporlarında iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonla adanın birleştirilmesini amaçladığının altını çizmektedir.
Bilindiği üzere Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması için kasıtlı bir kampanya yürütülmüştür.
Garanti Anlaşması’nın 1. maddesinde Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilan eder” denmektedir. Ancak Güney Kıbrıs Avrupa Birliği’ne üye olarak garanti Anlaşması’nı delmişlerdir.
Rum Temsilciler Meclisi Şubat 2010’da “Avrupa Birliği’ne üye bir devlet olan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde garantiler ve garantörler düşünülemez” kararı almıştır. Geçen yıl Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Büyükelçisi İlias Fotopulos, garantörlük sisteminin AB normlarına aykırı olduğunu tekrarlayıp durmuştur. AB üyesi bir ülke olduklarını bu yüzden de üçüncü bir ülkenin kontrolünün mümkün olamayacağını söylemiştir.
Türkiye Kıbrıs’a işgal kuvveti olarak girmemiştir. Katliamlara engel olmak için girmiştir. Ayrıca Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olduğu 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren AB Hukuku içindedir.
859b4-694940094001_5256940510001_us-not-invited-to-syria-talks-in-moscow
Herhalde kimse tahmin edemezdi. 2016 yılı Türkiye – Rusya ilişkileri açısından büyük değişimlerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Şimdi ilişkiler eskisinden de iyi bir seviyeye taşınmış görünmektedir.
Karşılıklı ilişkilerde iki ülke şu meselede karşı karşıyalar, menfaatleri uyuşmaz; Avrasya’da menfaatleri farklıdır diyenler vardır. Aslında bugün ortaya çıkan acı gerçek Batı ile menfaatlerimizin uyuşmadığıdır.
Ruslarla birtakım doktrinler ve etkiler karşı karşıyadır diyebiliriz. Bunların tartışılabilir şeyler olduğunu kabul edersek yeni işbirliği imkânları sonuna kadar açıktır. Putin de bunu görmüş, Türkiye ile ilişkilerde Almanya – Fransa modelini örnek göstermiştir.
Batı ülkeleri dünyadaki diğer ülkeleri insan hakları ihlalleriyle suçlarken Rus dışişleri bakanlığı faydalı bir iş yapmakta, yayınladığı ihlal raporlarıyla AB ülkelerinde demokrasi standartlarının gün geçtikçe eridiğini, bu ülkelerde yabancı düşmanlığı, ırkçılık, dini ve etnik azınlık ve göçmenlere karşı şiddet ve sömürünün arttığını gözler önüne sermektedir. Yine bu raporlarda İslamofobi’nin insanlık suçu olduğu ve Batı ülkelerinde İslam ve Müslümanlara karşı bir karalama kampanyasına dönüştüğü ifade edilmiştir[2].
Batı’nın sürüklendiği bu noktada Türkiye topraklarımızı teröriste vermeyiz deyip mücadele etmektedir. Bu konuda bize destek olan herkesle işbirliği yapabiliriz.
Türkiye, Rusya, İran, Suriye halkları komşudur. Ruslar en büyük ticari ortağımızdır. 2011’den sonra 30 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmini yakaladık. Rusların inşa edeceği Akkuyu Nükleer Santrali ve Rusya doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan Türk Akımı projesi önümüzdeki dönemde ilişkilerin daha da gelişeceği anlamına geliyor.
Şimdi, Moskova’daki görüşmede Türkiye, İran ve Rusya dışişleri bakanları Suriye’de ateşkesin sağlanması konusunda ortak bir yaklaşım sergilediler. Herkesin beklentisi Türkiye, İran, Suriye ve Rusya’nın olumsuzlukları birlikte aşıp bunları bir avantaja dönüştürmesidir. İşbirliğinin geliştirilmesi önyargıları da azaltacaktır. Sonuç olarak 2017’de Türkiye, Rusya, İran ve Suriye “birlikteliğinin” gelişeceği görülmektedir. Uluslararası hukuka işlerlik kazandırabilecek, insan haklarını hatırlatıp teröre karşı yeni reçete üretebilecek her türlü formül doğaldır ki bizim önceliğimiz olacaktır.

Trump sınırdışı kararıyla ilgili istihbarat yetkilileriyle bir araya geleceğini açıkladı

ABD, seçimlerdeki ‘siber saldırı’ iddiaları nedeniyle 35 Rus diplomat hakkında sınır dışı etme kararı aldı. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 72 saat süre veren ABD, Rusya’nın Maryland ve New York’taki diplomatik temsilciliklerini de kapattı. ABD Başkanı Obama, Rusya’ya yönelik daha fazla önlem alınacağını söyledi.

ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump ise ülkenin üst düzey istihbarat yetkilileriyle bir araya geleceğini bildirdi.

Trump, yazılı açıklamasında, “Ülkemizin daha büyük ve daha iyi durumlara geçme zamanı. Yine de ülkemizin ve büyük halkımızın çıkarları için önümüzdeki hafta bu durumun gerçekleri hakkında güncel bilgi almak için istihbarat topluluğunun liderleriyle bir araya geleceğim” ifadelerini kullandı.

trump-pic