Prof. Dr. Mete Gündoğan ile mülakat

– Enerji konusu Türkiye ekonomisinde bir karadelik. Enerjide dışa bağımlı olunması Türkiye için ne ifade ediyor veya ne ifade etmeliydi? Bu konuda bizlere neler söyleyebilirsiniz?

– Dünyada ve bizim coğrafyamızda bir hidrokarbon mücadelesi var ve bu konuda Türkiye daha farklı politikalar uygulanabilirdi. Ülkemizin yıllık 60 milyar dolar harcadığı bir alanda yerel kaynaklar için alınan tedbirler ve yatırımlar yeterli değil. Son dönemde gittikçe artan bir oranda tek kaynağa ve tek merkeze bağımlı hale getirildik. Bunların hepsini masaya yatırıp kapsamlı bir politika üretmeliyiz. Örneğin, biz enerjimizin yaklaşık yüzde 40’ını konutlarda kullanıyoruz. Bir “güneş ülkesi olarak her evi, enerji evi olarak tasarlasak konutların ihtiyacının çok büyük bir bölümünü her evin güneş panellerinden karşılayabiliriz. Yine rüzgar enerjisi de önemli bir kaynak. Kullanımını yaygınlaştırabiliriz.

Aynı şekilde jeotermal kaynaklarımız var. Altımızda, enerji ihtiyacımızı 230 bin kez karşılayacak kadar büyük bir jeotermal enerji potansiyelimiz var. Bunu hiç kullanmıyoruz. Jeotermal deyince aklımıza sadece hamamlar geliyor. Bu inanılmaz bir algı operasyonudur. Önce bunların idrakinde olmamız lazım.

Prof. Dr. Mete Gündoğan

Prof. Dr. Mete Gündoğan

En son karşımıza konulan Akkuyu Nükleer Santrali. Toplamda 22 milyar dolara çıkacak bir proje. 50-60 yılda da ömrünü tamamlayacak. Ama tamamı borçla yapılıyor. Bu proje ‘hiç ödeme yapmayacağız’ diye takdim ediliyor ancak siz 11 Cent’ten alacağınızın sözünü verdiniz. Bu da bir nevi 50 yıllık bir borç geri ödemesidir. Normalde kilovat saati 1.5 Cent’lik bir enerjiyi neredeyse 8 katına satın almış olacaksınız. Dahası, bu santral zenginleştirilmiş uranyum çubukları kullanacak olan bir santral. Bu çubuklar dışarıdan gelecek. Halbuki ülkemiz, dünya Toryum rezervlerinin yüzde 40’ına sahip. Bunu zenginleştirebilirsiniz. Uranyum’dan 10 kat daha az pisliği olur. Bunların hiç biri yapılmıyor Algı üzerine algı operasyonları ile dikkatler dağıtılıyor ve karalar ak olarak gösteriliyor.

– Geçen hafta ülke genelinde elektrikler kesildi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bir uyarı mıydı?

– O konuda ülkemizdeki yetkililer hâlâ net bir açıklama yapmadı yapamadı. Bu bile başlı başına tartışılması gereken bir konu. Ancak sonuçlarını konuşabiliyoruz. Sonuçları itibarıyla, enerjinin tekeli ortaya çıkıyor. Eğer siz her eve güneş paneli, enerji evleri, rüzgar türbinleri, jeotermal türbinler vs. yapmış olsaydınız, insanlar bu kadar etkilenmezdi. Üç beş üretici santral devre dışı kalınca, bütün ülkenin fişi çekilmiş oluyor. Bütün ülkeyi, tepede üç-beş üreticinin inisiyatifine bırakıyorsunuz. Bu aynı zamanda genel ekonomik kurgunun da ne kadar yanlış olduğunun bir göstergesidir.

– Sonuçta her şeyin temelinde ekonomi var. Sizin Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) dediğiniz bir analiziniz var. Bize bunu kısaca anlatır mısınız?

– İçinde bulunduğumuz düzen, bütünleşik Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) ve Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dir. Bu düzende, merkez bankası parayı bankalara belli bir faizle borç olarak veriyor. Bankalar da, aynı parayı defalarca mevduat olarak yazıp milleti borçlandırıyor. Diğer bir ifade ile bankalar, havadan para üreterek halkı borçlandırıyorlar. Bakınız, bir müteahhit bir evi bir kişiye satabilir ama bir bankacı aynı parayı 15 kişiye satar. Buna niçin itiraz etmiyoruz? Kredi kartı mağdurlarımız giderek artıyor. Tüketim toplumuna dönüştürüldük. Hepimiz para kredi sisteminin kölesi haline getiriliyoruz. Kısacası, yaşadığımız bütün bu sıkıntılar mevcut BDPS/KRS’nin doğal bir sonucudur. Bu sistem düzeltilirse bu sonuçlar ortadan kalkar.

Bu düzen ile, bir avuç zengine aktarılan yıllık toplam faiz 125 milyar liradır. Buna dış borç faizlerini de katarsak 200 milyar liraya ulaşır. Para, bir avuç zenginin arasında dolaşan devlet haline dönüştürülmüştür. Böyle bir düzene mecbur değiliz. Bu bir tercih meselesidir. Mevcut hükümetler zenginleri tercih etmektedirler. Siyaset zenginleşme aracı olmuştur.

Eğer, BDPS/KRS bütünleşik sistemi kaldırılıp, para piyasaya tabandan sürülmüş olsaydı, her yıl 200 milyar lira vatandaşlar arasında adil olarak bölüştürülebilirdi. Bugünkü rakamlarla, herkese en az 500 lira minimum gelir vermek mümkün olabilirdi. Taban Ekonomisi Sistemi (TES) doğal iktisat döngüsü ile uygulanabilir ve adil bölüşüm gerçekleştirilebilirdi.

Adil bir sistem bizim en doğal hakkımız. Bu hakkımızdan asla vazgeçmemeliyiz. Hükümet, bu sistemlerle hepimizin hakkı olan parayı gasp edip bir avuç zengine aktaramaz, aktaramamalıdır. İşte bizim yaptığımız mücadele, bu bilinci oluşturma yani bir farkındalık oluşturma mücadelesidir.

Sizin sıkça kullandığınız bir kavram var. “Değersayım”. Değersayım derken paradigmayla aynı şeyi mi kastediyorsunuz?

Değersayım kelimesini, paradigmadan biraz daha derin bir kavram olarak kullanıyoruz. Bunu şöyle bir örnek ile izah edeyim. Siz bir resme baktığınızda iki şey görürsünüz. Birincisi resmin kendisidir. Diyelim ki bir kır evi ve onun önünden geçen bir dere; arkada dağlar ve bulutlar. Bu bize bir manzarayı gösterir. Şimdi bu resme bakınca, ikinci bir şeyi daha görürsünüz. O da bu resmi çizen şahsın nerede durduğu bilgisidir. Bu ikinci şey belki de birincisinden daha önemlidir. İşte bugün paradigma kavramı bize bu ikiliyi birlikte ifade eder. Ancak bizim için yeterli bir açıklama olmuyor. Bizim bir de ahiret boyutumuz var. Dolayısıyla bir üçüncü bilgi daha elde etmeye çalışırız o resimden. O da, o resmi yapan şahsın nelere ‘değer’ verdiği bilgisidir. İşte biz “değersayım” derken resmi çizen adamın değer algısını da görüyoruz. Kısacası, değersayım kavramını her üç algıyı da içinde barındıran bir kavram olarak kullanıyoruz. Paradigma kavramından çok daha geniş ve derinlemesine bir kavramdır, değersayım kavramı.

Allah (c.c.) faizle iştigal edenin Allah ve Resulüyle harp ettiğini söylüyor. Bu Müslümanlar için çok ciddi bir uyarı. Bir insan bir insanla yaptığı işte faizle borç vermiş borç almış bu beni ilgilendirmiyor. Yapmamalarını tavsiye ederim. Ama sen benim kullandığım parayı borca dayalı, dibine kadar faize dayalı olarak üretiyorsan bu bir sistem sorunuysa ben de bunu vatandaş olarak kullanıyorsam bu beni ilgilendiriyor.

– Peki nereden başlamak gerekiyor?

– Devletlerin çöküşü değersayım felcinden doğar. Bugün Türkiye’de bürokrasi kendini temizleyen bir fabrika gibi… Millete hizmet etmiyor. Kendine hizmet ediyor.

Öncelikle Doğal İktisat Döngüsü’nün çok iyi anlaşılması lazım. İlk düğme yanlış iliklendiğinde bütün düğmeler yanlış iliklenir. Bu yüzden değersayım değişmeden hiçbir şey düzelmez. Doğal İktisat Döngüsünde mal ve hizmet akışına karşılık para akışı oluyor. Para döngüsü ile Mal ve Hizmet Döngüsü arasında bir denklik olması gerekiyor. Buna biz mizan diyoruz. Ölçü bozulmamalı ve mizan korunmalıdır. Bunları bozan şey ribadır, faizdir.

Borca Dayalı Para Sisteminde faiz sistemin merkezi konumundadır. Halbuki biz böyle bir sisteme mahkum değiliz. Bu sistemin düzeltilmesi gerekiyor. Uygun bir mekanizmayla hiç kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde yeniden dizayn edilmesi gerekiyor.

Borca Dayalı Para Sistemi geçerli olduğu müddetçe ben faize bulaşmam, kullanmam yapmam deme şansınız yok. Cebinizde para var mı? Bu parayı kullanıyor musunuz? O halde sizin faizle ilişkiniz vardır. Biz buna isyan ediyoruz işte.Bu sisteme isyan ediyoruz. Bankaların havadan para üretmesine karşıyız. Taban Ekonomisi Sistemi ile Adil Bölüşüm istiyoruz.

– Bu finansman ve borç sorunu dış politikamızı nasıl etkiliyor?

– Bizim finansman sistemimiz uluslararası finans kapitale tam olarak eklemlenmiştir. Ekonomide Bıçak Sırtı Denkliği bozulmasın diye en ufak bir uluslararası operasyon bile yapamaz hale gelmiş durumdasınız. Kendi kendinizi bağlamış durumdasınız. Küresel finans kapitalin en küçük bir hamlesi sizin sokağınızdaki bakkalı etkiliyor. Dolayısıyla siz, dış politik adım atarken içeride kargaşa çıkar korkusu ile hareket ediyorsunuz.

– Uluslararası ekonomik sistemin çöküşüyle ilgili tezler var. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

– Borca Dayalı Para Sistemi bütün dünyada çöktü. Artık yürümüyor. Herkes çözüm ararken, çözümü mevcut paradigma ile bulmaları mümkün değil. Bizim bir şansımız var. Biz henüz kendi değersayımımıza uygun çözüm üretmedik. İşte bizim ürettiğimiz çözüm bizim değersayımımıza uygun olan bir çözümdür. Onun için de diğer çözümlerden farklıdır. Üstündür. TES hepimiz için ve özellikle de ülkemiz için çok büyük bir şanstır. Değerlendirileceğini ümit ediyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s